Showing posts with label ışık. Show all posts
Showing posts with label ışık. Show all posts

Monday, August 31, 2009

HAFİFLEYELİM :)

Küslükler eksiltir bizi. Benliğimizi törpüler. Kalbimize taşımakta zorlandığı bir yük yükler, onu yorar. Yaşam sevincimizi azaltır. Buruk bir acı serpiştirir yaşadığımız tüm dakikalara. Mutluluk ve sevinçlerimize hüznün gölgesini düşürür. Yarım kalmış, tamamlanmamış ilişkileri binlerce kez baştan yaşatır bize.
Kendimizi anlatmaktan çok, karşımızdakini anlamaya çalışsak keşke. EMPATİ kursak. Ve gerektiğinde feragat edebilsek haklı olma hakkımızdan. Bağışlasak. Azad etsek kendimizi kırgınlığın esaretinden. Helal ediversek hakkımızı ve hiç hatırlamasak kime küsmüş olduğumuzu.
Kırgın ya da küs olduğunuz kişiler varsa 1 Eylül barışmak için iyi bir bahane. Dünya Barış Günü ve Ramzan ittifak etmişler :). Hafiflemek için bundan daha iyi bir zaman olabilir mi?
EMPATİ kurabilme gücümüzün artması dileği ile.

Thursday, August 27, 2009

Kuş olup uçmak...

Sırlı bir zaman dilimindeyiz. Birler katında bine dönüşüyor. Bize her zaman doğruyu fısıldayan sese duymaya açık kulaklarımız. İsteklerimize gem vuruyoruz. Çektik elimizi eteğimizi nefsimizi okşayan tüm lezzetlerden. Bir emirle hareket ettiğimizi hatırladık yeniden. Ve yaratılış gayemize yaklaştık. Varlık nedenimiz iyiliği emredip kötülükten alıkoymaktır. İyilik yapmaya kenetlendik.

Ramazan ayında hepimiz adeta melekleşiyoruz. Duyarlılıklarımız artıyor. Ötekileri önemsiyoruz. Yanlışlardan uzak durma gayreti içinde oluyoruz. Elimizdekileri paylaşmamız gerektiğini fark ediyoruz. İftar davetleri, kumanyalar ve sadakalarla elimizdekileri başkaları ile paylaşıyoruz. Ve vermenin hazzını yaşıyoruz. Çocukluktan kalma kuş olup uçma hayalimizi gerçek kılıyoruz. Birine iyilik etmek hafifletir insanı, kuş gibi uçuruverir bir anda.

Bu Ramazan biraz buruk benim için. Okul telaşı yok, makarna poşetleri ile peşimde koşan öğrenciler de yok. Ders çıkışı gidilen toplu iftar neşesinden de uzaktayım. Kendime vakit ayrabildiğim ilk Ramzan bu ( ne çok hayalini kurardım bunun). Bol bol okuyup kulluk ediyorum. Ve anlıyorum ki başkaları için koşturmanın lezzeti başka hiçbir eylemde yok. Kendim için yaptıklarım kuş olup uçuramıyor beni...
Ondan işte önümüzdeki haftadan itibaren günlerimi doldurmam; yatılı öğrenciler, mezun iftarları, küçük çaplı Ramazan kampanyaları. Kuş olup uçmabilmek için hepsi :)


Rabbim,
Bu günlerde San'a en sevimli gelenlerimiz, kendini temize çıkarmayanlarımızdır. HATAMI biliyorum; nedamet ateşimi bildiğini de biliyorum...
İyilik yapabilme gücümü arttır. İylik yapabilme düşleri ile doldur hayal gücümü. Kusurlarımı gidermeme yardım et. Hoşnut olduğun hallerimi çoğalt, hoşnut olmadığın hallerimi gider. Farkındalığımı arttır, gafletimi söküp al. Beni bencillikten, cimrilikten koru. Mahzun gönüllere uzat elimi. Kalbimi Senin sevginle doldur. Doldur ki sevmem gerektiği gibi sevebileyim Senden olan her şeyi...

Not; Fonda çalan ezgi öğrencilik yıllarımın favori ezgisi. Paylaşmak istedim.

Monday, August 17, 2009

Nihayet benim vizyonumda :)

'' Kader nedir? - Kaderini şekillendirmek kaderindir.Kader birini sevmek için oluşturduğun bir köprüdür''


Planlar yaparız. Haftalık, aylık, dönemlik, yıllık hatta ömürlük. Oysa bir saat sonrası için tasarladığımız eylemi bazen aylarca uygulamaya geçiremeyiz. Bunun için yüzlerce bahanemiz olur. Hesapta olmayan bir yığın aksilik çıkıverir bir anda karşımıza. Ve biz ( sabır ve hikmetten yoksun olanlar)neden ile başlayan sorular girdabına teslim oluruz.
Her sorunun cevabını uzun uzun düşünürüz. Oysa tüm cevaplar bizim için zamanda gizlidir. Zaman olayların üstündeki örtüyü kaldırdığında planlarımızın gerçekleşmemiş olması karşısında iki büklüm olasımız gelir. Ve fark ederiz ki, tüm planlar O’nun onayı olmaksızın hüküm yitirmeye mahkumdur. İyi ki de öyledir. Yoksa kendimiz için iyi olduğunu düşünüp istediğimiz nice şey başımıza ne sıkıntılar açardı şimdi. Fatma Hale Hanım’ın tavsiyesi bir haftadır kulağımda ‘’ Nokta atışları tehlikelidir, onlardan kaçının. Hakkınızda hayırlısını isteyin her an.’’
Biz bilmeyiz ama bilen biri var. Sonucu güvenerek O’na bırakmaktan daha güzel ne olabilir ki?

Bir ay önce İzmir’de tatil öncesi alışveriş yaparken iki film almıştım acele ile. Gideceğimiz tatil yeri sakindi. Kitap okumaya ara verdiğimde bu filmleri izlemeyi planlamıştım. Ama gelin görün ki film bir türlü bu geceye kadar vizyona giremedi.
Bugün arkadaşlarımla beraber güzel vakit geçirdim. Eve geldim, sebepsiz bir kasvet konuk oldu gönlüme. Ve payıma bu gece tatil için aldığım filmi izlemek düştü :). İyi ki de öyle oldu. Fatma Hale Liman’nın tatlı konuşmaları sonrasındaki bakış açımla birleştirdim izlediklerimi. Sonuç ne mi oldu? Kasvet beni terk etti. Ben planımdaki zaman kayması için O’nın karşısında iki büklüm olmak istedim. Gece yarısı oldu ve benim içimde bir neşe bir neşe :). Sevgiler.


Film kaderi sorguluyor. Detay anlatmıyorum. İzlemek isteyenler olur belki. Birinci kısım biraz sıkıcı gelebilir, filmi sonuna doğru birleştirebiliyorsunuz. Ve final cümleleri; Charlie:'' Kader bir şey yapmak istediğinde bunu tek başına yapamıyor, yine de restorana gitmeniz gerek. Orada olmanız gerek, bir köprü oluşturmanız gerek. Sevdiğiniz insan için.''

Wednesday, July 22, 2009

SAFA GELDİN HÜZÜN :)



Nefes alışımızla başlıyor ziyaretleri. Binlerceler. Üzerimizdeki tesirleri sayılarından da çok. Gelişleri çat kapıdır. Müsait değilim mazeretlerine kapalıdırlar. Her ziyaret ayrı bir yolculuğa çıkarır ziyaret edileni. Ve hiçbir yolculuk sonrası biz, yolculuk öncesi bizle aynı değildir.
Kalp, sözcüğüne hepimiz sempati ile bakarız. Kalıcı duyguları özdeşleştiririz çünkü onunla. Peki nedir bu kelimenin anlamı? Kalplerinizde olan bitenlere bir göz atın bakalım. Orada olanların ne kadar farkındasınız? Kalp ……………………. dır. Boşlukları kendi tanımınızla doldurun lütfen.
Şimdi bir tanım yapacağım size, tanımı yapılan kelimeyi siz bulun, ………. bir anda dönen demektir. Evet, kalp bir anda on farklı duyguya dönebilir. An içinde yüzlerce duyguyu yaşatır bize. Bedenimizin tasarrufunu kısmen elimizde bulundurabilirken, hislerimizin kontrolü çoğu zaman elimizde değildir. Acıya, hüzne, kasvete kapıyı açmamak için direnmek boşuna. Ev sahipliğini yapan biz değiliz. Kalp onlara tanıklık etmek için vardır, ondandır kapıları sonuna kadar açması tüm duygulara. Ona mutsuzluk da mutluluk da hoş gelir. Ayrımı da şikayeti de yoktur hiçbir hisse.
Kalp, bizim farkında olmadıklarımızın farkındadır. Her şey zıddıyla bilinir. Zıtlıklar olmasaydı, değer yitirmeye mahkum olurdu kainat. Hayret duygusu bizden alınırdı. Yaşamak ve yaşamamak arasında fark olmazdı hiçbirimiz için. Zıtlıkları var edene teşekkür etmek boynumuzun borcu olmalıdır.
Yüreğime hüzün ve acı konuk olduğunda, dayanma gücü verdiğin için SANA teşekkür ederim. Serüven sonrasındaki ben’i bana çok sevdirdiğin, yitiğimi bulmama yardım ettiğin için SANA şükrediyorum.
Kabz hali korkutmasın kimseyi. Yüzünüzü O’na dönün, hatalarınızı samimiyetle sadece O’na açın. İçinizin acıması ürkütmesin, sabırla dilekleriniz dile gelsin. Emin olun kabz sonrasındaki aydınlık içinizde güneşler açtıracaktır.
Çok seviyorum ben kendimi :). En az başkalarını kolladığım kadar kendimi de kolluyorum artık. Ne istediğim sorusunu kendime de soruyorum. Ve bazen önce ben diyebiliyorum .
Hayat güzeldir, hem de çok güzel :)

Thursday, July 16, 2009

Zeynep :)

Son Pazarım. Misafir ağırlamak için iyi bir fırsat. Randevuyu ilk isteyene veriyorum. Yıl içinde beni evde bulana aşk olsun. Gelecek misafiri memnun etmeliyim. Hatta hazırlayacağım ikramların içine bağımlılık yapan iksir koymalıyım. Sık sık gelmeliler bu eve. İsveç diyeti sonrası kalori hesapları yapıyorum. Üç yufkadan tava böreği, yağsız sütlü tatlı ve koca bir kase salata. Günün menüsü tamam, ( Tava böreği tarifini yazarım size fırsat bulunca).





İşte kapı çaldı. Üç kişi var kapının önünde ama nedense beni sadece biri ilgilendiriyor. Hemen kucaklıyorum, diğerleri dönse de olur :). Ama diyemiyorum ki onlara bunu, nazik bir ev sahibiyim ben. Zeynep'le beraber diğer konuklarımı da alıyorum içeri. Zeynep'i tanıdığınızı sanıyorsunuz siz şimdi ama bu sizin bildiğiniz küçük cadı değil. Haklısınız kafanız karıştı, Zeynep'ler sardı etrafımı, hepsinden söz ederken açıklama yapmak zorunda kalıyorum.
Bu Zeynep Murat Papak Zeynep, babasının kopyası minik bir kız (olmaz böyle şey-ama oldu işte ). Bu şirine sadece birkaç aydır aramızda. Ama dünyanın hakikatleri ile ilgili bilgileri abi ve ablalarına taş çıkartır. Doğduktan bir ay sonra annesine her yerde eşlik etmeye başladı o. Kaç semineri, kaç toplantıyı baştan sona pür dikkat dinledi. Neler biriktirdi minicik yüreğine. Bizim anlamakta güçlük çektiğimiz hangi sır fısıldandı onun kulağına? Uyku saatlerini araba koltuğu, toplantı masası ve ana kucağında geçirmeye kaç bebek gönüllü olur? Sadece kulağına sır fısıldanan bebekler yapabilir bunu.


Zeynep, bana misafir olduğunda sehpa ortadan kaldırılır. Salonun tam ortasına en konforlu yorgan açılır. Ve Zeynep oraya yatırılır :). Sıcaklarda hanım böyle rahat ediyor.



Dünyanın en zor işlerinden biri bence bebek fotoğrafı çekmek. Gerçeği yansıtsın diye kaç poz çektim ama başaramadım. Fotoğraflar şirinliğine gölge düşürdü hep.


Canım,
Kulağına fısıldanan sırla örgüle tüm yaşantını. Gönlün hep aydın olsun. Elin mahsun olanlara uzansın. Burada olana değil, seninle ötelere gelebilecek olana meyl etsin gönlün. O'nun hoşnut olduklarından ol hep.

Tuesday, July 14, 2009

İstanbul günlerini pazar eylemiş :(

Tek bir günü yaşıyorum bir haftadır. Yedi gündür, takvimim bugün pazar diyor bana. Erken kalkma, toplantı, seminer hazırlama, kitap yazma gibi telaşlardan uzaktayım. Ebru inanmayacak belki ama geç ( kendimce geç tabi) saatlere kadar uyuyorum. Hatta uyanıyorum, birkaç sayfa okuyup bir daha dalıyorum uykuya. Kalktıktan sonra kahvaltı telaşım da yok( İsveç diyeti - sakın denemeyin ). Gazetemi alıp televizyonun karşısına geçiyorum. Elimde kumanda kanallar arasında geziyorum, hiçbir kanala demir atamıyorum. ( Televizyon izlemeyi unutmuşum ben, odaklanamıyorum işte). Gazetedeki köşe yazılarından sonra sıra bilgisayara geliyor. Müzik dinliyorum, her gün bir şarkıya takılıyorum. Tavsiye ederim, kulağınıza mola hakkı verip şarkıya odaklanıyorsunuz. Her şarkıya bir yazı yazabilecek duruma geldim ben :).

Öğle yemeği vaktinde sıra. Gene telaş yok. Menü belli yoğurt. Sevene afiyet olsun. Yemek sonrası yatağıma koşuyorum, en sevdiğim sünneti uygulama vakti. Kaylule yapıyorum. (Şaka bir yana, yarım saatlik bu uyku insanı gün boyu zinde tutuyor. Yurt dışında bunu uygulayan şirketler bile var.) Uyku sonrası bir televizyon izleme denemesi daha yapıyorum, başarısızım ama denemeye devam edeceğim.




Sıra kitaplık yanına gitmede. Kitaplar, sayfalarını açtığım an yakalanıyorum onlara. Uzandığım yerden yüzlerce duyguya yolculuk yapıyorum. Yüzüm ayna oluyor. Hayret, memnuniyet, hüzün, özlem bir benim yüzümde gölgesiz yansıyor.


Akşam vakti. Yemek telaşsız. Salata ve biftek. Sonra yazı çalışması yapıyorum. Sene boyunca Haydar Hoca ile Ali Hoca'ya ödev yapamama nedenimi anlatamadım. Haydar Hoca tembelliğime
dem vurdu eksik ödevlerimi gördükçe. Ah bir anlatabilseydim tempomu. Kaç kişilik mesai yaptım ben bu yıl. Bana ait zaman uyuduğum beş saatlik uykulardan ibaretti.

Yarın günlerden gene pazar :). Ben birkaç gün daha günlerimi pazar eyleyeceğim. İnanın hak ettim. Üç ayı aynı gün kılsam hakkım yani. (Ama ben on gün belirledim kendime).

İstanbulda'yım. Vaktim bol. Sabah 8:00 akşam 23:00 tüm etkinlikelere katılabilirim. Yaz öncesi kaçırdım diye oturup ağladığım bir sürü semineri can kulağı ile dinleyebilirim. Hiç üşenmeden Tarık Zafer Tunaya'ya gidebilir hatta ordan Tarih Kültür'e uğrayıp günün etkinliğine katılabilirim. Ama gelin görün ki İstanbul yazın tüm günlerini pazar eylemiş.


***

Gönüllü çalıştığım dernekte SBS tercihleri yaptım bugün. Öğretmenlerin hepsi tatile gidince iş başa düştü. Uzman oldum :), gelin en sağlıklı tercihleri yapalım. Öğrencilerden çok veliler heyecanlı. Çocukların hayalleri ise puan engeli tanımıyor. Onlara bunu anlatabilmek öyle zor ki.

Ne istediğini bilen bir kızda aynı dönemlerdeki beni gördüm.

Hanife: Hocam, ben Türkçe öğretmeni olmak istiyorum.

Ben: Canım, güzel meslektaş oluruz. Ama puanın Anadolu Lisesi için yeterli değil.

Hanife: :(

Ben: Anadolu meslek liseleri var. Çocuk gelişimi bölümü yazalım sana. Gene öğretmen olursun.

Hanife: Ama ben Türkçe öğretmeni olmak istiyorum.

Ben: Ben de ingilizce öğretmeni olmak istiyordum düz liseye gittiğimde ( dil bölümü omayan bir düz lise) . Başarılı olmanın sırrı gideceğin okulda değil sendedir. Evine yakın başarılı düz liseleri listeleyelim. Tercih formunu da boş bırakalım. Ne dersin?

Hanife: :)).

Lise son öğrencileri bile ne yazık ki hangi mesleği yapmak istedikleri konusunda kararsız. Bugün Hanife beni çok mutlu etti. Öğrencilerinin karşısına çıkıncaya dek hep kendine yatırım yapacak çünkü o. Ve biliyorum, hayatının merkezi öğrencileri olacak.


Sunday, July 12, 2009

KELEBEK KANATLARI

Radikal gazetesi '' Baharını bizimle paylaş'' sloganı ile bir dijital fotoğraf yarışması düzenledi. Binlerce güzel kare yüklendi yarışma sayfasına. İçim umut doldu çünkü güzel kare yakalayabilmek, güzel yürek taşımayı gerektirir. Çieçeklerin, böceklerin uyanışını karşılayacak binlerce yürek var hala.

'' Kelebeklerin sohbeti'' ( Merve Çirişoğlu ) benim favori fotoğraflarımdan biri. Merve'nin kelebeklerine bakıyorum. Yüzümde buruk bir tebessüm oluşuyor. Sohbet etmek bol vakti gerektirir. Kaç sohbet sığar bu iki kelebeğin ömrüne? Papatya dışında kaç çiçeğe konuk olabilirler? Kanatlarındaki zerafeti kaç göze fark ettirebilirler? Ve miadları tamamlandığında kalan ne olur onlardan geriye? (Tüm bu soruların cevabı Kelebek Kanatları sergisinde gizlidir.)

Miadını doldurmuş rengarenk binlerce kelebeği bir arada düşünün. Bu kelebeklerin misyonu miadlarını doldurdukları an başlıyor. Çikolata renkli ellerin mahareti ile kelebek kanatlarının himmeti birleşiyor. Ve ortaya kanatların el ele verdiği muhteşem motifler çıkıyor. Kaç sohbete eşlik eder bu motifler? Kaç gözü hayran bırakırlar kendilerine? Ve himmetleri ile kaç yüzün yere bakmasına neden olurlar?



'' Kelebek Kanatları'' sergisindeydim bugün. Miadlarını benimkinden uzun kılmış binlerce Orta Afrika Cumhuriyet'i kelebeğine imrenerek baktım. Kısacık anlarına neler sığdğrabilmişlerdi onlar. Miadımızın uzunluk kısalığında değildir sır. Sır himmetimizdedir. Bir kelebek kanadı himmetinin gerisinde kalmak yüreklere ateş düşürmeldir.

Tabloların satışından elde edilen gelir ile Orta Afrika Cumhuriyeti'nde bir okul açılacak. Ve kelebekler hepimizin içindeki ateşi alevlendirmeye devam edecek.

***
Afrika'da tropikal iklimde binlerce kelebek türü var. Ömürleri 2-3 gün arasında değişen kelebekler, Orta Afrika halkının ilgi odağı. Benzer desenler, kompozisyon oluşturabilecek kanatlar birleştiriliyor. Hayata veda eden kelebeklerin kanatlarından oluşan özel tablolar, Orta Afika Cumhuriyeti halkına yeni bir hayat kaynağı oluyor.


Friday, July 10, 2009

İnsanın dönüp dolaşacağı yerdir çocukluğu.

Zamanın hızını fark etmedim. Dün, geçen hafta, geçen yıl hepsi bugünde gizliydi. Gözkapaklarımı açıp kapamak kadar kolaydı dünü bugüne getirmek. Ve ben aldananlardan oldum...

Oyun parkına gitmek için hazırız. Hava güneşli, gözlüklerimiz tamam. Her bayan gibi Zeynep'in de bir çantası var, içinden ise yedek kıyafetler, ıslak mendil su ve takıları eksik olmaz :).
Abla Zeynep kardeşi Handan'la. Bu şirin minikle paylaşımızım şimdilik ablasının uyuduğu saatlerle kısıtlı. Bir beni paylaşmayı kabullenemdi bu kız.

Zamanın hızını fark ettiren bir öğretmeni olmalı hepimizin. Haykırmalı bize; ''haydi durma greçek kıl düşlerini ertelemeden. Kaçıyor hepimizden zaman.''
Zeynep, benim minik öğretmenim. Zamanı, hayatı, masalları yeniden öğretiyor bana. Alıp çocukluğuma götürüyor. Büyülü yolculuklara çıkarıyor beni. Uykuya dalmadan önce Hansel ve Gretel, Karlar Kraliçesi, Pamuk Prenses hepsi birden konuk oluyor odama. Zeynep'le aynı yaşta oluveriyorum birden. '' İnsanın dönüp dolaşacağı yerdir çocukluğu '' ( Bejan Matur ), büyünün sırrı bu mısrada gizlidir.
Uzun zamandır yazmıyorum. Oysa yazmak için en çok nedenim yazmadığım bu süreçte oldu. Farkındalıklarım arttı, özel insanlarla kesişti yollarım ( Haydar Ergülen, Ali Ural, Bejan Matur). Ve ben :), galiba megolaman oldum ya da ben'le tam anlamıyla barıştım. Ben'i buldum, hatta itina ile davranıp pek çok şey kattım bana. Katmaya devam edeceğim...

Bundan sonra bu blog adresi konuk edecek satırlarımı. Neden mi? Bejan Matur'un mısralarında gizli. Dönüp dolaşacağımız yer özümüzdür hep.

Saturday, June 16, 2007

İlk günden özlem...

Nasıl da heyecanla dolaşmıştım sıra sıra dizilmiş öğrencilerin arasında okulun ilk günü.Her baktığım yüzü sahiplenmek istemiştim.Listeler okunup da öğrenciler sınıflara alındığında kapıdan süzmüştüm sınıfımdaki öğrencileri. 9/C sınıfından çıkan her arkadaşı koridorda durudurup sormuştum nasıl benim öğrencilerim diye.
İlk dersimizde şaşırdı öğrencilerim biraz, anadolu lisesine gelmişlerdi ve öğretmenlerle ilgili birçok kaygıları vardı.İçimden hallerine gülerek yıl boyunca yapmak istedikelrirmi anlattım onlara, beklentilerimi, benim için ne ifade ettiklerini, birlikte neleri farklı kılabileceğimizi.Sonra tahtada hafatlık ingilizce dersi saysından yola çıkarak sene boyunca kaç ders göreceğimizi hesapladık.Bu derslerin bizi hangi düzeye kadar cıkarabileceğini konuştuk, hepsi heyecanlanmıştı.Biz yüz katlı binanın yüzüncü katına kadar çıkmayı hedeflemiştik ilk günden.

Zaman geçti hedeflermizden saptığımız anlar oldu, benim onlara onların bana gönül koyduğu zamanlar da oldu.Hatta benim umudumu yitirdiğim, kendimi sorguladığım dakikalar da olmadı değil.Ama rehberlik derslerinde yazılan küçük notlar umut ışığı oldu bana hep ve anladım ki onlar yaşlarının gereğini yapıyordu belki de...

Şimdi tüm koşuşturmaca, nasihatler, çözüm arayışları sona ermişken fark ediyorum ki sene boyunca dert ettiğim hiçbirşey aklımda yer etmemiş.

Cemre'nin dalıp dalıp gitmeleri yerine aklımda ''Hocam, iyilik hep kazanır di mi?'' deyişi kalmış.Ecem'in inat edercesine uyarılarım karşısından camdan dışarıyı seyredişi yerine sınıfı kahkaya boğan espirileri ve Orkun'a dönüp ''Orkun sen herşeyin en iyisini bilirisn'' deyişleri kalmış.Bilgi yarışmasındaki hüsranımızdan çok basketbol turnavasındaki birinciliğimiz kalmış bende.Öğretmenler gününde elden ele dolaşıp en son bana ulaşan pembe peluş kaplı defterdeki içten satrılar kalmış, kırgınlıklar yerine.Okula gelmediği gün telefonum karşısında şaşkınlıktan zor konuşan öğrenci sesleri kalmış ''Hocam siz misiniz?Beni hiçbir öğretmenim aramamıştı, çok mutlu oldum''. Düzenlediğimiz kampanyalardaki katılımın heyecanı kalmış bende.Her sabah okul bahçesinde gördüğüm gülen yüzler, yanağıma konduruluan öpücükler kalmış bende.
Zaman zaman sımsıkı sarılıp içime almak istediğim duyarlılıklarıyla beni şaşırtan melek yüzlüler kalmış yüreğimde.''Hocam, şu arkadaşımızla bir görüşseniz çok değişti bu aralar'' diyen umut ışıkları, öğle yemekelrinde yaptığımız özel görüşmelerdeki yakınlık kalmış bende.
Okulun son günü dokuzuncu sınıflar arasından okul ikincisi olan Merve'nin ve okul üçüncüsü olan Nevriye'nin yüzlerindeki sevinç kalmış bende.Bir de sınıftakilerin ''Hocam bakın sene boyunca yapamadığımızı yaptık, son günde yüzünüzü güldürüdk'' deyişlerinin yüzümde oluşturduğu tebessüm kalmış bana.(İtiraf ediyorum birinci dönem sonrası yapılan toplantıda sadece ingilizce dersindeki başarı ortalamasında birinci sıradaydık onun dışında beden eğitimi dahil sonunculuğu hiçbir şubeye kaptırmadık).
Sizi seviyorum.Ve biliyorum bunun boyutunu anlayamayacaksınız çoğunuz.Belki anlam veremeyeceksiniz bir kalbin 31'e nasıl bölünebildiğine ve tatil günlerinin bitmesini iple neden çeker bir insan, siz hiç bilemeyeceksiniz...
Nefes aldırıldığım sürece umut ışıklarım olur umarım(O'ndan umuyorum) hep hayatımda ve ben hakkını sonuna kadar verenlerden olurum dilerim bunun.

Sunday, June 10, 2007

Daha duruyor musunuz siz?



Hayal, gerçek kılmak için isteneni ilk adımdır.Hayal, hayatla en güçlü bağımızdır.Daracık odalarda bizi dünya seyahatine çıkaran sırlı yetimizdir.Zor anlarda, nefes almanın bile ağır geldiği dönemlerde omuzlarımızı yer çekimi kuvvetinden kurtarıp derin bir oh çektiren iksirimzdir.Hayal, üst üste yaşanan olumsuzluklardan sonra iyiliğin gücüne olan inancımızı tazeleten hazinemizdir.Hayal, olmazsa olmazımızdır...
Hayal etmeyi yitirdiğimizde geriye yitirecek pek birşeyimiz kalmaz.Dayanma gücümüzü, umudumuzu, inancımızı, ideallerimizi, ışığımızı hayal edebilme gücümüzü yitirdiğimizde yitiririz.
Gün içinde yaşadığımız onca telaş arasında hayal kurmaya ayıracak zaman bulamıyoruz. Zaman hiçbirimize yetmiyor, ya biz çok yavaş koşuyoruz zamana ya da zaman bizden hızla uzaklaşıyor.Ve biz zamansızlıktan yakınarak biz biz yapan özelliklerimize sahip çıkacak zaman bulamıyoruz.Hayal etme gücüzümüz zayıfaldıkça biz diğer değerlerimizi de yitiriyoruz farkında olmadan.Dünya daha yaşanılır olma adına yol alamıyor, bizler de daha insancıl olmayı başaramıyoruz.
Her gün koşuşturmalarımız bittiğinde onar dakika hayal kurma egzersizleri yapsak.Hayal gücümüze hiç sınır koymasak.Bol bol hayal etsek hatta dünyadaki en iyi hayal kuran biz olsak :), gerçek kılabileceğimize emin olsak bir de hayallerimizi.
Başta da demiştim gerçek kılmak için isteneni hayal ilk adımdır, hayalini kurmadığınız hiçbir dileğiniz gerçek olmamıştır, olamaz da.Öyleyse haydi ilk hayal egzersizimize başlayalım,hiç vakit kaybetmeyelim.
Hayal ediyorum;
Dila'nın ilik nakli çok başarılı geçiyor.Onu çocuklarla parkta koşturup oynarken canlandırıyorum gözümde.
İdris Amerika'da kazandığı üniversitede okuyabilmek için burs bulmayı başarıyor, Siirt' te olan ailesi de rahat bir şekilde geçimlerini sağlayabiliyor.
Öğrencilerime ne kadar da farklı bugün :), derslerde anlatığım hikayelerdeki mesajları hayatlarına geçirmişler, her biri sevgi ve hoşgörünün önemini anlatıyor.
Zeynep kocaman kız olmuş, artık telefonumu kendi tuşluyor ve gün içinde yaşadıklarını paylaşıyor benimle.
Ahmet ideallerine kavuşmuş,İstanbul'da kültürel etkinliklerin hiçbiri kaçmıyor ondan, aa yanında bir de hayata onunla aynı doğrultuda bakan bir yol arkadaşı mi var ne :).
İnsanlar savaş, açlık, ırkçılık, şiddet gibi kavramları hayatlarından çıkarmışlar onların yerini barış, sevgi, hoşgörü, kardeşlik almış.Sanırım ozon tabakası bile nasibini almış bu görüntüden, insanlar bir yürek olmayı başardı diye yırtılan yerlerini toparlamış o da, kapatmış üzerindeki deliği. (Böylece Ahmet'in idealleri de gerçek olmuş)
Emel dileğine kavuşmuş, ve o dileği dileyen diğerleri de gerçek kılmışlar dileklerini.
Tüm arkadaşlarım mutluymuş...
Ben mi ne yapmışım?İçimdeki yarayı iyileştirmişim, en iyi hayal kuran olmayı ben başarmışım :).Sanırım bir de dünyayı daha yaşanılır hale getirmek için uğraşmışım.O benden hoşnut ben O'ndan hoşnut olanlardan olmuşum.Yol arkadaşım olmuş, O'nun da sevdiği.
Şimdi en gerçek olması zor olan hayale geliyorum (Yani yukarıda sıraladıklarıma göre gerçek kılmak daha zor onu :) ).
Kendisine yapılan çağrıya zamanında cevap vermeyen biri hatasını anlamış, insani duygularını canlandrımış, erdemli davranmış ve ANLAMIŞ...Bu da başka birinin içine su serpmiş, onu hafifletmiş...
Benden bugünlük bu kadar hayal yeter, siz de lütfen hayale başlayın hemen.Hayal edelim ki gerçek kılma şansımız olsun isteklerimizi.









Monday, June 04, 2007

TÜRKÇE OLİMPİYATLARI






İnsanın içini umutla dolduran görüntüler vardır, en umutsuz anınızda çıkarlar karşınıza ve ideallerinizin ulaşılabilirliğine inanmanızı sağlarlar yeniden.
Bazen sokakta yürürken rastladığınız şirin bir bebek yüzüdür bu, bazen karşıdan karşıya geçerken nezaket gösterip yol veren sürücüdür, bazen de tenefüs arası yanınıza gelip mahçup bir ifadeyle suçunu itiraf eden öğrencidir.
Öyle görüntüler de vardır ki içinize sadece size dair umut ekmezler onlar, evrenselleştirirler umudunuzu.Onlardan sonra siz tüm dünya adına umut beslersiniz artık içinizde.Türkçe Olimpiyatları da benim içime dünyanın daha yaşanılır bir hale geleceğine dair umut tohumları ekti.
Farklı kıtalardan, farklı ırk ve dinlerden çocukların tek bir ortak dili vardı; SEVGİ ve HOŞGÖRÜ.Evrensel iki dil, herkesin kolayca anlayabileceği ve belki de her türlü yanlış anlaşılmanın önüne geçebilecek iki dil...
Aynı gökyüzünü paylaşıyoruz, geceleri seyrettiğimiz yıldızlar aynı, sevinç ve hüznü yaşayan yüreklerimiz aynı, gözyaşımız tebessümümüz bir, dileklerimiz bir, bir bir bine kadar bin...
Sevgi tohumları ekilsin yüreğimize, ayırt etmeden sevelim yakınımızdakini, uzağımızdakini.Dünyanın diğer ucundaki buğulu göz bizim de gözümüzde neme neden olsun.Bir yerlerde canı yanıyorsa birinin bizim de sızlasın yüreğimiz.Ateş artık sadece düştüğü yeri yakmasın, ateş yürek taşıyan herkesi yaksın...
İçimize derc edilmiş olan sevebilme yeteneğini geliştirelim, her geçen gün gönül kapımızı daha çok aralayalım, kalamsın alaka duymadığımız ve el uzatmadığımız bir mahzun gönül...

Friday, May 04, 2007

Tüm gizem nazarda gizlidir


Tüm kördüğmlerin çözümü insanın kendi içindedir.Hayata nasıl bakarsak onu öyle görürürüz ve hayat bize sunacaklarını da bu bakış açısına göre sunar.Hep güzeli görmeye çalışalım, güzel düşünelim, güzel şeyler olsun.Güzellikler hayatımıza lezzet katsın.Çıkmaz sokaklardan uzak duralım, kapatmayalım çıkış kapılarını hiçbir zaman.

Zaman zaman içimizi öyle karartırız ki, dışarısı da en az içimiz kadar karanlık gelir bize.Öyle anlarda ışık hiç bizim içimize sızamayacak sanırız.Karanlığı öyle sahipleniriz işte, gönül rızasıyla.Ve biz o karanlığa tahammül etmeye çalışırken, bizim dışımızdaki dünya apaydınlıktır .Biz içimizde sonbaharı yaşatırken aslında dışarıda bahar tüm görkemiyle tahtını kurmuştur.Biz ölümün güzel olduğunu düşünürken, bahar diri olmanın, hayattar olmanın muhteşemliğini gösterir serpiştirdiği her çiçekte.

Sihirli değnekler yoktur, olmayacak da hiç.Sihir insanın kendi içindedir.Sadece bir bakış açısıdır bizim sihirli değneğimiz.Bakış açımızı değiştirmekle hayatımızın gidişatını tümüyle değiştirebiliriz.Üst üste üzüldüğümüz olaylar yaşarız bazen, takatimizin sonuna geldik sanırız böyle anlarda dünyanın en şanssız ve kötü insanı gibi görmek yerine kendimizi kaldırma kuvvetimizin çokluğu güven vermeli bize.Atlatabilirim demeliyiz pes etmek yerine.Ve daha emin adımlarla yola devam etmeli ve ileriye hep ileriye bakmalı gözlerimiz.

İlerleme helezonik devam ediyorsa ilerlemedir.Dim dik hiç sapmalar yaşanmadan yapılan yükselmelerden düşüşler bir anda olur.Ama helezonik olan yükselmelerdeki sapmalar farklıdır.Onlardaki ilerleme geriye bakarak olur hep, dersler alınır ve yola daha emin adımlarla devam edilir.

Kalemlerimiz genelde iki parçanın birbirine geçirilmesinden oluşur.Döndüre döndüre o iki parça birbirine geçirilir, birleştikten sonra iki ayrı uçtan ne kadar çekerseniz çekin o parçalar biribirinden kopmaz.Helezoniktir onlardaki kenetlenme de.Aynı parçaları sadece doğrudan biribirinin içine geçirseniz ilk çekme hamlenizde onları birbirinden ayırmayı başarabilirsiniz.

Olumsuzluklar bolsa hayatınızda hiç üzülmeyin ilerlemenizin helezonik olması için fırsatlar sunuluyor sadece önünüze.Herşeyde bir hayır vardır ve verilmez kimseye kaldıramayacağından fazlası.

Nazarımı(zı) hep güzel olanı görmeye odaklamamıza yardım et...

Friday, March 23, 2007

İYİ Kİ DOĞDUN


23 Mart 2006, günlerden perşembe tenefüs arası telefonuma baktığımda tam 10 cevapsız arama gördüm.Hemen anladım, birileri erken gelmeye karar vermişti.Apar topar okuldan çıktım, yolda ayaklarım birbirine çarpıyordu, yürümekte zorlanıyordum.Hastaneye yetişip o büyük ana tanık olmalıydım.Tüm araçlar sanki kendilerini o güne saklamıştı, hiç ilerlemiyordu trafik, halden anlayan yoktu.Fatih Sultan Mehmet köprüsü de hiç bu kadar uzun gelmemişti bana, normalde sonunun gelmesini istemediğim köprü bitmek bilmiyordu.Bitmek bilmeyen yolculuğum bir telefon sesiyle değişiverdi, ''kızımız oldu, teyzen oldun'' diyordu annem.Çığılık atmak istedim ama çok kalabalıktı ki otobüs.Harika hissediyordum kendimi, ünvanlarıma bir yenisi eklenmişti; teyzeydim ben artık.Koltuklarım kabarmıştı.
Hastanede Zeynep ile ilk karşılaşma anımızda hissettiklerimi tarif edemem.Kuvvetli bir bağım vardı onunla, bakmaya doyamıyordum.Kucağıma alıp ona kendimi tanıttım, benim için ne ifade ettiğini, onu ne kadar beklediğimi anlattım.Hiç sesi çıkmadı am bence anladı o beni :).
Zeynep için hayat yeni başlıyordu, herşey yepyeniydı onun için.Ben de yeniden bağlanıyordum hayata onunla, yeniden keşfediyordum herşeyi...Zaman su gibi akıp geçti, bugün takvimler gene 23 Mart'ı gösterdi.Zeynep artık bir yaşında.Minik bir sürü arkadaşı geldi doğum günü partisine, bir sürü hediyesi oldu.Bir yılda hayatımızda çok şeyi değiştirdi o, yeni heyecanlar, yeni sevinçler getirdi bize.
Bir yılda ben de çok yol aldım, yeniden anlam yükledim hayata.İçimdeki yarayı sardım, gözyaşlarımı azalttım, hüznü daha az misafir eder oldum.Sevilmeye en layık olanın kim olduğunu anladım.Ve şimdi layık olduğu şekilde sevmeyi öğreniyorum onu.
CANIM,
Öyle bir ömür versin ki O sana, hiç kimse arkandan kötü söz söyleyemesin.İnsani vasıfları hakkıyla taşı üzerinde.Güzellik adına ne varsa hepsini yaşa ama insanca yaşa.Kendiyle beraber başkalarını da düşünebilenlerden ol, düstürların O'nun düsturlarıyla örtüşsün.Çiçekleri, böcekleri, çoçukları, çikolatayı ve ayırt etmeden tüm insanları sev.Sonunda alnı ak olanlardan olmanı sağlayacak tüm güzel vasıfları barındır üzerinde.
SENİ SEVİYORUM...
Rabbim seni korusun, sevdiklerinden ol hep...

Friday, March 16, 2007

KÖPRÜ


''Bir peri olsaydım,dünayadaki tüm insanların soğuktan ve yalnızlıktan korunabilmelerini sağlamak için kalplerini birbirine bağlardım, herkesin birbirini sevmesini sağlardım'', (şarkı sözü-Rossi).
Kalpler arasında köprüler kurmak için sıvamak lazım kolları.Binlerce barikat koyuyoruz günümüzde kalplerimize ve alanını daraltıyoruz.Kalp sınırsız bir sevebilme potansiyeliyle donatılmışken biz onu sınırlandırıyoruz, gereksiz bir sürü kriter koyuyoruz sevgilerimiz için.Dar düşünüyoruz, yakınımızdakilerle yetinip uzağımızdakilerle pek ilgilenmiyoruz.Oysa kalbe yüklenebilecek sevgiye sınır koymamış hiç onu bize armağan eden.İnsan kendi bahçesini sahiplenip sevebildiği gibi koca dünyayı da kendi hanesi gibi sevebilir.
Sevme yeteneğimizi geliştirelim, uzaklarada kimler var sevebileceğimiz bir düşünelim, sevgilerimize köprüler kuralım.Aşalım aradaki engelleri, yeni kardeşler, arkadaşlar katalım hazinemize.
Kulübümdeki öğrencilerle uzaklara doğru açılalım, bir sevgi köprüsü kuralım diledik, İstanbul-Şırnak arasında.Bizden küçükleri seçtik, birer kardeşimiz daha olsun istedik.Ve abla olmak istedik sıcacık yüreklere.Bağlantı kurduk Şırnak Kız Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ile.(Bunu başarmamıza vesile olan Ahmet'e, Tuğba öğretmene ve Esma'ya-benim mektup arkadaşım teşekkür ederiz burdan).Maille sınıf listelerine ulaştık, okulda duyurular yaptık ve bir süre tenefüslerimizi bu işe ayırdık.Gelen öğrencilere listelerden isimler verdik, sıkı sıkı tembihledik zarfın içine bir tane de boş zarf koyacaksınız, bu ismi alırken onun ablası olmayı da kabul etmiş oluyorsunuz, yazmamazlık yapmayın sakın dedik.Mektuplarımızı yolladık ve beklemeye koyulduk.
Birkaç hafta sonra mutlu yüzler gelmeye başladı öğretmenler odasına, ellerinde zarflarla.Heyecanla açtım ben de gelen her zarfı, bir solukta okudum yazılanları.Sıcacık mektuplardı, öğrencilerimi abla kabul etmişti hemen kardeşleri.Satrılardan samimiyet ve sevgiyi fark etmemek mümkün değildi.Gelen mektupları görenler de katıldı sevgi selimize , tenefüsler gene gitmişti, yeni abla-kardeşler buluşturuluyordu.Ve bir mektup köprüsü oluştu şimdi iki okul arasında.
Perşembe günü kitap yolladık kardeşlerimize çok çalışsınlar, güzel şeyler başarsınlar diye.Dileriz faydamız olur bu anlamda onlara.Aynı gün bizim kitap kolilerimizi almaya gelen kargo, bize bir de paket getirdi, kardeşlerimizin görüntülerinin olduğu bir cd.Hemen konferans salonuna indik, gözlerimiz dolarak izledik.Resim sergilerindeki çalışmalarına bayıldık, okullarının duvarlarındaki renkliliği kıskandık.Ve izlerken biliyorum tüm öğrencilrimin aklında hep şu soru vardı ;
Acaba gördüklerimden hangisi benim kardeşim?
Kalpler arasında köprüler kuralım, hiç durmadan köprü arayışında olalım.Sevgimizi sunalım cömertce,sunduğumuzdan daha fazla sevgidir bu işin geri döntü bize.
PS;Mektup arkadaşı isteyenlere biz yardımcı olabiliriz var hala elimizde sevgi sunabileceğiniz sıcacık yürekler.

Friday, February 16, 2007

BANA ÖZLEM


Tıpkı eskiden çook eskiden olduğu gibi içimde pembe çiçekler açsa, tüm hüzünleri bir karanfil ya da bir buket kasımpatı alarak kendime savabilsem içimden.Çocuklara bakmak yeniden güç verse, hayata sımsıkı tutunabilmek için.
Çılgınca şeyler yaparak, (sadece benim ve etrafımdakilerin bildiği anlamıyla) manyak sıfatını taşıyabilsem üzerimde zaman zaman.
Biriktirdiğim acıları atabilsem bir tarafa ve hiiiç anmasam yaşananları, silinip gitse beynimden yaşadığım her kırgınlık.
Kabz hali bir son bulsa, ferahlasa kalbim...
Eleştirilerden sadece hak ettiklrimi alsam üzerime, üzerime yüklenen ama bana ait olmayan yükü atsam artık üstümden.İçimde kalıp kalbime ağırlık yapan ne varsa çkıp gitse artık benden.Ben yitirdiğim BENi bulsam ve hiç bırakmasam artık kendimi...
Mutluluk, neşe, umut, sevgi, güven, azim bana en yakın sözcükler olsa.
Tutsam bir eli ve dünyayı kurtarma hayalleri kursam...

SEN, bana benden yakın olan, beni benden iyi bilen, beni benden çok sevensin, vefasızlığımı bağışla.Yanılgımın bedeli ödenebilir mi bilemem.Adaletine değil merhametine sığınıyorum.
Seni sevmeme izin ver, kalbimdeki yerini genişlet,beni sev, beni bana sevdir, beni sevdiklerine de sevdir...
Ve biz sınama için burada olanlara yardım et. SEN den gelen her fısıltıya açık olsun gönlümüz...
Biz bizi bıratığımızda, SEN bizi bırakma !

Thursday, January 25, 2007

taşınmak ya da kendini taşımak...


Taşındım, eşyalarımı taşıdım, çiçeklerimi, balıklarımı,kitaplarımı ve kendimi...Kitaplarım yeni rafları mesken tuttu kendine.Koltuklarım pembe halılarn üzerine kuruldular.Balıklarım renk uyumundan pek bir memnun.Lale saksılarm cam onune rahat rahat kuruldu, dusme korkusu yok onlarda artık.Musluklardan akan sıcak su, su boruları da pek bir memnun halinden.Elbiselerim yepyeni gardolaplarda, sere serpe kırışma korkusu olmadan kasılmakta.Tabak çanaklar turuncu cici dolaplarda.
Ben daha ferah, sıcak ve sevimli bir evde yaşamaktayım şimdi.Bedenim evin her türlü konforundan faydalanmakta.Gelen misafirler daha mutlu eve gelişlerinden, ben daha mutluyum gelen misafirlerin artışından...
Yeni evim yeni umutlara, yeni iyiliklere, yeni güzelliklere vesile olur inşallah...
Ve ruhuma ev sahipliği yapan bedenim de yeniler dilerim kendini, umutla, sevgiyle ve iyilik yapabilme gücüyle...

Monday, January 15, 2007

BANA

Tükendiğini düşündüğün, diplere daldığın ve oksijenin senden çok uzakta olduğunu düşündüğün anlarda, göklere merdiven kuaracaksın...
Başını göğü görmek için yukarı kaldıracaksın.Omuzlarını yerçekimi kuvvetinden böyle anlarda kurtaracaksın.Gözlerini göğün mavisine böyle anlarada bırkakacaksın ki süzülmesin o damla onlardan.
Güneşin ışınlarına böyle anlarda ev sahipliği yapacaksın asıl.Yüreğin en çok üşüdüğü anlardır onlar çünkü.Hakiki Güneş'inin sana dokunmasını hissedecksin, ışınların okşamasıyla seni.Böyle anlarada bir günebakan olacaksın.VE yüzünü daim olana döneceksin, terk edilmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla...
Hayallerin peşinden böyle anlarda sürükleneceksin.Gerekirse tüm dünayayı kapsayan hayalleri böyle anlarda kuracakasın.Sevgi ve hoşgörü şovalyeliğine böyle anlarda soyunacaksın.Hayale tutunacaksın,bu hayatla bağın olacak.
''Vermek istemeseydi, istemek vermezdi'' cümlesine en çok böyle anlarda inanacaksın.Ve isteyeceksin, içten, korkusuz, umutlu,zayıflığının bilincinde olarak.İsteye isteye, adım adım merdiven kuaracaksın göğe.Tek tek çıkacaksın kurduğun merdivenin basamaklarını.Gittikçe yükseleceksin...
Kendini böyle anlarda seveceksin, her zamankinden çok.Sevginle saracaksın kırgınlıklarını.Sevgin diriltecek özdeki seni.
Zorluklara inat böyle anlarda daha sağlam basacaksın yere.Tebessümü böyle anlarda konduracaksın dudaklarına.
VE inanacaksın, HAYAT GÜZELDİR, böyle anlarda bile...
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
.................................
Kırk defa söyleyeceksin gerekirse ve sonunda inanacakın;

HAYAT GÜZELDİR

:) :) :)

Friday, December 22, 2006

ELLERİM, canlarım benim :)



Sır tutan yanlarım , içimdeki hiçbir acıyı dışa sızdırmayan canlarım.Gülleri gamzelerinde bitenlere inat tüm güllerini parmak köklerinde barındıran pamuk ellerim benim.
Yüzüm arsız yanım, içimin sırrını anında dışa verenim.Yaşadıklarımın izlerini kendinde saklayanım.Yıllar ufak ufak çizgilerle yaşananların haritasını çizmekte sende.Kovsam da ben yaşanan kederi, acıyı, yanıgını benden; sen herbirinden bir iz barındırıyorsun kendinde.
Ellerim gözlerimdeki yağmurlara ilk mudaheleyi yapanlarım.Sevgimi ifade etmemede en sadık yardımcılarım.Sözlerimi somutlaştıranlarım, yazılarımı nakşedenlerim.Mektup arkadaşalrımı kazandıran hamarat yanlarım.Acziyetimi doruk noktada hisettiğim anlarda göklere açılan kanatlarım .Buğlu camlara resim çizmekte kullandığım fırçalarım.Puding yapılan tencerelerin diplerini sıyıran süngerlerim.Ve daha nelerim nelerim...
Giden zamandan arta kalan zamanda :) söz verelim karşılıklı; daha çok baş okşayalım, daha çok sırt sıvazlayalım.Kendi gözyaşlarımızı silmek yerine, akan başka gözlerdeki yaşları silelim.Daha çok çiçek ve gülen yüz çizelim buğulu camlara.Kalemi silah yapmaya devam edelim, savunmalarımızda.Sevgilerimizi daha çok ifade edelim.Dileklerimizi daha çok kanatlandıralım O'na doğru. Başımızın iki yanına daha sık koyalım avuç içlerimizi ve hissedelim O'nu tüm zerrelerimizde...





Wednesday, December 13, 2006

HAYAL (1)

Kış günlerine davetsiz bir misafir konuk olsa.Yaz yağmuru inse usul usul üşüyen toprağa, karmaşık kalbime, kuruyan gözlerime.Arkasından güneş belirse ve aydınlatsa dünyamızı, dünyalarımızı...
Gökkuşağı kuşatsa şehrimizi, şehirlerimizi baştan başa.Bu kez başarsam gökkuşağının altından geçmeyi, bir dilek tutsam ve o içinde tüm dileklerimi barındırsa.Sonra elimi kaldırsam ve gökkuşağındaki her renge dokunsam...
İçimdeki koyu renkleri kuşağın renkleriyle değiştirsem, güneşin ışınlarından birini yüreğime bıraksam, hiç üşümese o...
Yağmur damlalarından birini gözbebeklerimde saklasam.Akmamakta drendiklerinde gözyaşlarım, o damlayı akıtsam.Akıtsam ve kalbimi katılaşmaktan , ağırlaşmaktan korusam...


Monday, December 11, 2006

Kenetlenmek

Güzel bir meslek benimksi, keyifli, neşeli, çocuksu, coşkulu , hüzünlü ,kaygılı ,umutlu...
Birçok duyguyu barındırabiliyor her ders saati içinde.Ve gönul kapılarım her geçen yıl daha geniş olmak zorunda, alakadardır ya insan kainattaki herşeyle.Bahçesini, hanesini sevdiği gibi cennet bahçelerine de muhabbet eder ya...
Ben de her geçen yıl artan oğrenci sayısına rağmen bir yer buluyorum herkese gönül bahçemde.
Yerleri farklı farklı olsa da her öğrencimin bir payı var yüreğimde...

Yeri doldurulamaz boşluk bırakacaklar var kalbimde.Hani hiç gitmesini istemediğiniz, kalış anını uzatmak istediğiniz, ve baktığınızda anlaşıldığınızı düşündüğünüz, yaptıklarınızın boşa gitmediğini size düşündürten öğrenciler vardır.Hani pes etmek üzere olduğunuz anlarda göz göze gelirsiniz onlarla, mesajınızın alındığını görürsünüz ve umut dolar yeniden içinize.Devam kararı alırsınız ve mesleğe yeni başlamış gibi amatör ruhla sarılırsınız gene işinize.
Size umut olanların umudu olmak istersiniz siz de.Umutsuzluk onlardan hep uzak olsun, güzel bildiğiniz ne varsa kuşatsın onları diye geçirirsiniz içinizden. Hüzünlerini siz almak , sevinçler onlara kalsın dilersiniz...
Hayat bazen sıkıntılı yanını tüm ihtişamıyla serer önümüze, hiç geçmez dediğimiz sıkntı sırasında dostlarımızın sevgisini fark etmek karanlık bulutları çarçabuk def eder üzerimizden.Ve dostlarımızın sevgisi ısıtır içimizi, güneş ışığının olduğu yerde kara bulut olmaz di mi Sükrü?
On bir FEN D, galiba dostluğu oğrendiniz bir tek , ama onu da iyi öğrendiniz...Yüreğime su serptiniz...
Aslında ben o kadar kısa değilim ya sadece Şükrü çook uzun :) .