Showing posts with label arayış. Show all posts
Showing posts with label arayış. Show all posts

Friday, April 06, 2007

DONSUN HER ŞER!

Herşeyi durdurmak isterdim bir süre.Kalbimin acısını, beynimin karmaşasını, umutlarımın cılızlığını.Geçmişin miras kalan sancısını, geleceğin belirsizliğini, şu anın içe dönüklüğünü dondurmak isterdim.Zamanın aklıma sığmaz acımasızlığını, insanların duyarsızlığını, çocukların erken kaybolan saflığını durdurmak isterdim.
Herşey donsun!İçimdekiler, benim dışımdakiler, dursun bir süre herşey.Kimse yanlış anlamasın , sadece bir mola isteği hepsi bu...

Sunday, February 25, 2007

OL!

Maddelerden örülü binlerce duvar varken önümde, ruhumun sınırsızlığını algılamaktan güçlük çekiyorum.Ne olurdu kimse iki kere ikinin dört ettiğini öğretmeseydi bana.Keşke kimse sonuca gitmek için gerekli olan formülleri dayatmasaydı, sonuca nasıl gideceğime ben karar verseydim.Keşke kaidelerden çok istisnalaradan söz etmiş olsalardı zamanında.Beynimin algılama gücünü bu kadar sınırlandırmasalardı keşke.
Sebeplerin var olma sırrına dair ipuçlarını daha önce anlatsaydı birileri.''KÜN FE YEKÜN'' kulaklarıma daha önce ulaşsaydı.Duygularımın ve hislerimin emrime sunulmuş birer asker olduğunu bilseydim önceden.Öğretildiği kadar çok sınırımız olmadığına inansaydım, içimdeki potansiyelin sınırsızlığını algılamakta bu kadar zorlanmazdım şimdi.
Sınır konmamışken bana, yaşadıklarım ve öğrendiklerim farkına varmadan demir parmaklar örmüş ruhuma.Oysa konmamıştır hislere, duygulara sınır.
Sır içimde saklıdır benim.Kim bilir engellerimi aşıp sırra erince birgün ,deniz üstünde yürümenin zevkini anlatırım size :).
İçimizdeki gücü keşfedebilme dileği ile...



Friday, February 09, 2007

asr

Otobüsün tüm süratine, beynimin yorgunluğuna ve de kalbimin kırklığına rağmen seçebildim onları asfalta paralel ilerleyen yeşil alandan.
Aylardan şubattı ve şubat ancak karı ve kardeleni ağırlardı saltanatı süresince.Bir yanlışlık olmalıydı bu işte, gözlerimi otobüsün penceresine yaklaştırdım iyice, hiç aldırmadım burnumun otobüsün kirli camlara yapışmasına.Yol kenarındaki toprak alanda papatyalar serpilmişti, yanılmıyordum işte.
Zamansız gelmişlerdi papatyalar bu yıl, tıpkı benim dünayay gelişimin zamansız oluşu gibi.Zamansız göz açmak dünyaya ne zordur oysa.Zamansız gelişler sevinçten çok telaş ve burukluğu getirir beraberinde.Etrafınızdakiler endişelenir, hayata tutunup tutunamayacağınızdan,şartlara uyum gösterebilecek dirençte gelmemişsinizdir çünkü geldiğiniz mekana.
Aşklar da sabırsızdır bazen, onlar da zamansız çalar kapınızı ve zamansız yaşanan her aşk tüketir onu içinde taşıyanları.Onlarla birlikte tükenir o da, geriye hüzün kalır yadigar.
Zamansız söylenen sözler geriye dönüşü olmayan kırınlıklara neden olur, sözün zamanı değildir çünkü o an.Ve zamansız acılar kaplar yüreğinizi, hiç zamanı değildir acının sizce ama gelmiştir işte öyle...
Vakti girmeden eda edilen vazifenin de bir kıymeti yoktur, öğle vaktini ikindi kılmanız mümkün değildir çünkü. Kuraklık zamanı gelmeden yağmur duasına çıkmazssınız, hasta olmadan şifa bulmak için açmayız ellerimizi.
Asrımızda herşey zamansız, ya önce ya da sonrasını yakalıyoruz olması gereken zamanın.Ve seneler geçtikçe zaman neden daha hızlı akmakta?Ve neden asra yemin edilir kutsal kitapta?Hiç düşündük mü neden hüsrandadır insan ve nedir hüsrandan korunmanın sırrı?
Papatyaların en az benim kadar direnç göstermelerini diliyorum değişen hava koşullarına.
Gerçi erken gelmenin bu dünyaya vardır her erken gelene bıraktığı bir miras...
Ve hepimiz adına diliyorum, hüsranda olanlardan olmayalım, olmamak için elimizden geleni yapalım...

Tuesday, February 06, 2007

TATİL



Tatildeyim...Elimde çanta geziyorum, özlem gideriyorum eski dostlarla.Gerçek bene dair ipuçları topluyorum her birinden.Üniversitedeki yüz hatlarımı koruduğumu öğreniyorum bir dosttan, içim bir hoş oluyor, aynaya bakıyorum gururla ve fark ediyorum, yok yeni çizgiler yüzümde.
Eski bene yaklaştığımı fark ediyorum, kendimi korumayı öğreniyorum.Hak etmeyene değer vermemeyi başarıyorum...
Eski aşkların gizleri su yüzüne çıkıyor, yıllar sonra alıyorum soruların cevaplarını ve sadece bir tebessüm oluşuyor dudaklarımda.Ve teşekkür ediyorum gıyabında en eskiye, verdiği değer ve öngörüsü için, acıdan koruyup hiç başlamadığı için.
Arkadaşlarımın çoçuklarını seviyorum, yılların neler getirebileceğini fark ederek insan yaşamına.Dostların hayatlarından haberler alıyorum, hayatın herkesi farklı sınadığını algılıyorum.Ve inanıyorum ki vardır yaşamın herkes için güzel sürprizleri...
Kendimi tanıyorum yavaş yavaş, kendimi bağışlamayı öğreniyorum, umut ekmeyi deniyorum yeniden içime.Çiçekleri seviyorum yeniden...
Ve yeni hayaller kuruyorum, kalbimde yer açıyorum gelecek olana...
Bu tatil dost ziyaretlerine ayrılmıştır tarafımdan, ve ne çok şey buluyor insan kendine dair dostlardan.İyi ki varsınız hayatımda ve iyi ki ben de ben olarak varım kendi hayatımda.
SİZİ SEVİYORUM...

Friday, January 12, 2007

dilek


Kalbimi çıkarıp yerinden, sunabilsem eline.Serin, berrak sularla yıkasan onu.Masiva çekilse aradan, sevgin tahtını kursa kalbimde.Yanmalarımın izi silinse, acidan eser kalmasa artık yüreğimde...
Kırgınlıklarım sarılsa, hayallerim olsa yeniden.İyiliklerim göğe merdiven dayayacak kadar çok olsa.Hatalarım bir bir silinse, iyiliklerim ağır bassa.Bedeli ödenip bitse yanılgımın.Gözyaşlarım uğruna akıtılması gerekenlere aksa.İçimdeki yangın dinse, yangından arınmış kalbim bir tüy hafifliğinde olsa.
Yaşamak, senin için olsa.Mahzun gönüllere uzansa ellerim, kendi mahzunluğumu atsam bir kenara.Dokunsam tek tek mahzun yüreklere, her dokunuşum affına vesile olsa.
Verdiğin hayat armağanını sevsem, sımsıkı tutunsam ona.Yaratılış gayemin hakkını verebilsem.Gelişimde sana aydınlık olsa yüzüm...
Biliyorum tüm iyilikler senden, kötülükler bendendir.Biliyorum sebepler benim için sadece, sen OL dersin oluverir.Gönlümden geçenleri benden iyi bilensin. Merhametini diliyorum,hafiflet yüreğimi, içimi aydınlat, iyiliklerimi çoğalt, kusurlarmı bağışla.
Sevdiklerinden olmayı lütfet hepimize...
AMİN

Monday, January 08, 2007

Masallarım, yoksa siz mi...?

Masal diyarında büyüttüm ben yüreğimi.İyiliğin daima galip geldiğine sonunda, ta o zaman inandım.Kendini korumuyordu hiçbir masal kahramanım, iyilikler taşımak kalplerinde ve uzak durmak kötülüğün olduğu herşeyden onların koruyucusuydu.Kahramanlarım çok acı çekseler de sonunda mutlaka kalıcı mutluluğu elde ediyorlardı.
Kül kedisi değil miydi sonunda prensine kavuşan hem de hic ayakkabıyı giymek için öne atılmadan?Peki, ya çirkin ördek?Onca horlamadan ve üzüntüden sonra kuğuya kendiliğinden dönüşmemiş miydi?Sudaki aksini görünce hayretler içinde kalmıştı...
Pamuk Prenses'i uyurken bulmamış mıydı prensi?O derin uykudayken kondurulmuştu öpücük dudaklarına.Büyükannesinin karnından kurtulmak için Kırmızı Başlıklı kız ne yapmıştı acaba?
Kendimi korumayı hiç öğretmedi bana masallar.İyilik yapmayı hedefime koyup, iyi seyler yapmak kalkan olur bana sanmıştım.Dışarıdan gelecek her kötülük iyiliğik kalkanıma çarpıp geri dönecekti.Üzüntüyü doruk noktada yaşarken inanırdım, son güzel olacaktı...
Şimdi hüzün denizlerinin ortasındayken, yalnızlığım her yanımı sarmalamışken, ateş gelip kalbimi mekan edinmişken ve akan gözyaşlarım o ateşte hükümsüzken,sonun güzelliğine olan inancımı yitirmişken, kaybettiğime inanmışken savaşı, yeni masallar okumak için çook büyümüşken, tutunacak nelerim kalmıştır ki elimde?

Thursday, December 28, 2006

KASVET



Dile gelmek istemezsin kimi zaman, lal kesilirsin, ben bulmaya çalıştıkça sen kaçarsın, ısrar edersin keşfedilmemekte.Sessiz sedasız tüm benliğimi kaplarsın, bakışlarımı kontrol edersin, kalp atışlarım etkin altındadır, zihnim emrine amadedir.Yoğunluğun gönlümdedir ama en çok, daracık bir elbise giydirirsin sanki ona...
Bilirim, sen bendesindir ve dile geldiğin an etkin kaybolacaktır.Bunu, sen de bilirsin.Bildiğindendir ketumluğun, tadını çıkarırısın egemenliğinin.Savurursun beni hüzün denizlerine, pembe denizlerin varlığından şüpheye düşürürsün.Masum bir çoçuğun savunmasızlığını hissettirirsin, yağmuru düşletir, güneşten soğutursun, sesimi alır sessizliğim olursun...
Kendime bile anlatamam ziyaret sebebini, ya da anlatmak istemem ve sen bundan çok hoşnut olursun.İktidar olmanın zevkini doruk noktada yaşarsın.Bana kalan ise ''KABZ hali'' yaşamaktır zirve noktada...
An gelir rahmet gözlerimden süzülür, damla damla akar söze gelmeyenler içimden.İşte o an, seni benden yolculadığım andır...
Senden sonrası mı? :) Senden sonrası;
Yagmur sonrasının huzuru, yükünü boşaltmış bulutun hafifliği, yangınlar sonrasında suya kavuşmanın rahatlığı, O'nun varlığının verdiği kuvvet, Güneş ışınlarıyla suyun birleşmesinden oluşan gökkuşağı....

Monday, December 25, 2006

SESSİZ BESTE

Sessiz sedasız basıyorum notalara, gönlüm gitarım.Çaldığım melodinin sesi sadece bende saklı.Mozart'a meydan okuyacak eserler belki bestelediklerim.Sessiz sedasız, içte kalıp dışa yansımayan besteler.Paylaşıma kapalı çoğu zaman, bende saklı, bana has.
Duygulardan; hüzünden, umuttan,sevgiden oluşur benim bestelerim.Her his bir notadır aslında.Ve her duyuş farklıdır her kalpte...
Bestemi sessizliğe mahkum eden ben miyim?Bestem mi beni sessizliğe mahkum etmekte?
Bildiğim tek şey,sessizliğimin daha çok uzun süreceği...

Sunday, December 17, 2006

YALNIZLIĞIM



Yalnızlığım,
Tüm ıhtişamınla yaşa beraberliğini benimle şimdi
Güneş ışınlarını topladı yanına, deniz dalgalarını çekti kendine.
Ağaçlar börtü böceği aldılar kollarına.
Sokaklar boşaldı, kaldırımlar sahipsiz gene.

Yalnızlığım,
Geçekliği en çok olan SENSİN şimdi bende.
Varlığın varlığıma dolanmakta.
Ne kadar gerçeksin, sadıksın, ayrılmazımsın.
Bende(n) olan(ı)mısın.

Yalnızlığım,
Garipliğimi yüzüme vuranımsın,
En maherm hislerimi açığa çıkaranımsın,
Şovalyeliğimin zırhlarını çıkarıp, ürkekliğimi önüme serenimsin.
Tüm silahlarımı alanımsın...

Yalnızlığım,
İtiraf etmekten kaçındıklarımı gün yüzüne çıkaranımsın,
Küçümsediğim özlemlerimi devleştirenimsin,
Unuttum sandıklarımı capcanlandıranımsın,
Hatırladığımı sandıklarımı unuttuğumu fark ettirenimsin.

Yalnızlığım,
Sessizliğin içindeki sesi işittirenimsin,
Sevmelerimdeki sınırı anımsatanımsın,
Kalbimin aradığını hissettirenimisin,
Varlık gayemi düşündürenimsin.

Yalnızlğım,
Şah damarımdan yakın olanı düşünebildiğim anımsın,
Ve yakınlığını hissedince O'nun,
Gücünü yitirenimsin,
Olduğu yerde olamayanımsın...



Saturday, December 16, 2006

BUTTERFLY


...Son yapraklar da dökülmek üzereydi, sonbahar rengini odaya serpiştirmişti.Pencereye yaklaştı, gözlerini uzaklara dikti.Aradığı, görmek istediği bir şey vardı ama aradığını bulamadı, görmek istediğini göremedi.Menzilinde sadece zamansız uçuşan kelebekler vardı.
Kelebekler de nereden çıkmıştı şimdi.Yaşamın süresi ile ilgili ikilemi hatırattılar ona.Yaşam çok mu uzundu onun için, yoksa kelebekler mi kısa bir ömür sürmekteydi?Ve kimdi şanslı olan?Bir güne bir ömür sığdıran kelebekler mi? Bir ömre bir yaşam sığdıranlar/sığıdıramayanlar mı ?...
Bir an düşündü, düşündüğünü dışa vurmadı, deriiin bir nefes aldı, nefes almak onu yordu.Pencereden kelebeklere baktı VE kelebekleri çok kıskandı...

Wednesday, November 29, 2006

...





''Yalnızlığım, yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin ,


Yalnızlığım, kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin,


Yalnızlığım, bugünüm, yarınım sen benim hüzünlerimsin,


Yalnızlığım, tek bilebildiğim sen benim VAZGEÇİLMEZİMSİN.''




Tuesday, November 21, 2006

SEVEBİLMEK SENİ

Bildim.Yeniden bildim, bildiklerime bilmediklerimi de ekledim. Ve kanattım, özenle tuturduğum kabuğu kaldırdım yeniden.Ve incittim beni, incitmemek adına ötekini...
Bildim, bildirildim; mühleti bedel ödemenin mühletsiz olabilirmiş...
Hay ismini tecellisi devam ettikçe üzerimizde, ödenmesi gerken bedel örseleyerk ve terbiye ederek ödenecektir.Yara sızlayacak zaman zaman, ve her adımın bedel ödemenin ben öğreniyor olacağım bildirilenleri, bilmem gerekenleri.
Alnımı koyuversem küçüçük bir hasır parçasına , avuç içlerim eşlik etse iki yandan alnıma ve öylece kalsam.Aşınsa alnım, içim huzurla dolsa.Ve hiçbir yere sığımayan SEN, benim kalbime sığsan...
Dolsa kalbimdeki tüm boşluklar, dolması gerken aşkla.
SEN tutan elim, işiten kulağım olsan.VE ben SANA aykırı olan ne nefesi ne de kararı alsam...
Bildim, 'yeni aşk getirebilir yüzüme masumiyeti çünkü yeni aşk siler geçmişin tüm izlerini'.
SENİ sevmeme izin ver ve beni de sev...Verdiğin istidadı suistimal etmekten koru beni.İçime derc ettiğin sevebilme kabiliyetini doğrı olana yönlendirmeme yardım et...
Verdiklerinden en çok sevebilme yeteneğimi kullanıyorum, hatalarım çok oluyor kullanırken onu.Ama inan hata yaparken öğreniyorum da, adım adım bilmeye yaklaşıyorum...
Sevebilme kabiliyetini vermedeki hikmeti keşfedip, onunla en usta eserimi oluşturmama yardım et.
eser;SENİ SEVMEK...

Sunday, November 19, 2006

SADIK YARİM, YALNIZLIK





Yalnızlığım bırakmaya en korktuklarımdansın hem, hem de hıc beni bırakmayacaklardan olman ürkütmekte beni...

Varlığın ve yokluğun, tezat duygular barındırmakta içimde.Bazen kalacak olman daima bende acıtıyor içimi, bazen de seni kaybedeciğim korkusu alt üst ediyor ruhumu.

Yıllardır en sadık olanlardansın bana, kalabalıkların içinde, büyük mekanlarda, kalabalık sınıflarda bile varlığını derinden hissettirdin hep.

Gidişine izin verebileceğim durumlarla karşı karşıya geldiğimden belki bazen, seni kaybetme korkusu tüm ruhumu sarmalıyor.Sımsıkı tutunuyorum sana oyle anlarda ve çoğu kez SENin var olman EMNIYETTE olmak demek benim için.Varlığın şiddetli acıdan , gönül yangınından, hayal kırıklığına uğramaktan uzak olmak demek.

Varlığın bilinirken tarafımdan iyiyce, yokluğun bir belirsizliktir içimde.Belki bilmeyişim yokluğunu ürkütmekte beni...

Varlığına yüzlerce cümle kurabilecekken , yokluğunun getireceklerini hayal etmekten bile çekinirken, nasıl hazır olabilirim ben YALNIZLIK VEDAMA?Sadık yarim yalnızlıktır benim.Bu yare (yalnızlığıa) bu kadar yüzümü dönmüşken , yenisine (ne olduğunu bile bilmiyorum)nasıl yönelebilirim ki ...

Sıkışma anı rahmettir dedi bugun birileri.Rahmetin sağnak sağnak üzerime yağdığı mevsimlerdeyim gene.Sıkışma anımı rahmet eyleyenlerden olmayı ümit ediyorum...

Gönlümüz ne yöne akmalıysa, ona aksın, akıtılsın...

Friday, November 17, 2006

ACİZİMMM

Ödüm kopuyor, bunu ben nasıl anlatsam ki şimdi.Neyi nasıl açıklasam...
Bir Sen bilirsin içimdekileri, hatta bende olup benim bilmediklerimi de Sen bilirsin.Kolum kanadım kesik neyi istemem gerektiğini bile düşünmekten korkuyorum.Öylece bekliyorum, endişe ve korkuyla.
Adaletinle değil merhametinle muamele et bana, istemem gerekenleri ver bana.
Kalp kontrolümü eline al ve akıt ondakileri Senin de sevdiğin birine.Kırılmaktan, yanıltmak ve yanılmaktan koru...
Ben beni bıraktığımda Sen beni bırakma Allah'ım.

Monday, November 13, 2006

Ben gene ayni ben...


Ne getirir hayat insana, O'ndan emir alarak bilinmez asla.Bilyoruz olacakları gelecekte diyerek yola çıktığımızda bile, o yolun bizi aslında hiç bilmediğimiz ve de bilmeye hic hazır olmadığımız menzillere götürdüğünü derin acıyla fark ederiz...
Güneşim, itiraf ediyorum San'a;acizim, kusurluyum,kırılganım ve oyle saf ki hala icim.
Kendimi korumayi hala bilmiyorum ve bir oyuncak ayidan medet bekliyorum geceleri...
Hala ogrenemedim kirilip incinmemeyi, ve kirmak isteyenler icin adayim hala...
Sozleri sorgulamaktan acizim, soylenenlerin gerceklik payi oldugunu dusunur ve sonrasinda gercek kaldiginda geriye, bir ugultudur beynimi saran.Tutlamayacak vaadlerin verilisine ermez hala aklim.Ve ben kirmanin ve yipratmanin vebalini alabilecek kadar cesur olamadim henuz.(dilerim hic olmam).
Simdi gonlumu pembe renge boyarken, ben gene ayni benim, saf ve sozu gerecek kabul edenlerdenim...
SEN'den diliyorum, beni kirilmaktan, incinmekten, yipranmaktan, SENsizlikten ve gonul YANGINindan koru.
AMIN...

Sunday, October 29, 2006

buz ustunde yuruyebilmek...

Gol ustundeki incecik buz tabakalri gibidir bazi kalpler.Sert basarsaniz uzerine catirdayiverir hemen, tuz buz olur.Goldeki puruzssuz goruntu de gider, siz de suyun soguk, dondurucu yuzuyle hem dem olursunuz.Mahrum kalirsiniz gol ustunde narin adimlar atip ruhunuzu dinlendirebilmekten.Ve bundan sonra ne siz gol ustunde yol alabilirsiniz ne de buz tabakasi eski halini alabilir.
Narin adimlara ayak uydurabileceklerdenim ben.Hic ayak uyudramadim ki digerlerine ben...
Etraf rap rap sesleriyle doluyken buz ustunde parmak uclarina basanlar sessizliklerinden mi kayboldu gitti adimlar arasinda?...
Ve ben galiba ne farkli adimlar atmayi ogrenebilicem ne de adimlarima ayak uydurabilecek adim atanlarla karsilascam...
Birileri zamninda ne guzel soylemis ''Su ustunde sekil cizmek istiyorsan, sogugun siddetine dayanmalisin.Zira ki su donmadan, buz olmadan onda sekil cizemessizn''.
Ahmet'le dedigimiz gibi kalbimiz buz tutmali once galiba.Ve gercek sekil ciziciler karisina cikincaya kadar sogugun siddetine dayanabilmelidir.

Saturday, October 28, 2006

piano ve ben


Tuslarda dans eden parmaklar olmayınca, degerlı bır agactan yola cıkarak muzık enstrumanı olabılme serefıne nail olmus bır pianonun hıcbir degeri yoktur.Piano ne kadar degerli olursa olsun tuslarda hakimiyet kuaracak parmaklar hünersiz ise piano da o hünersizlikten nasibini alacaktır.
Bazen kendimi pianoya benzetirim bu anlamda.Tıkandıgım ses vermek istemedigim durumlarda, birileri tuslarıma bassa ve seslendirilmesi gerken beste sese gelse derim.
Hayatımızı paylastıgımız, hayatımıza ortak ettigimiz insanların huneri onemlidir.Hunersiz parmakalr varsa etrafınızda istediginiz kadar guzel beste calabilme kabiliyetine sahip olun, gerceginiz etrafınızdaki parmakların kabiliyetidir.
Hic basaramadıklarımdanndır elemeler yapmak, olması gereken ve olmaması gerkenlerle ilgili hayatımda.Hayatımdan cıkardıklarım pek yoktur, hayatımdan cıkanlar vardır.Ama biliyorum ki elesem elenmesi gerekenleri en guzel bestelerimi seslendiricem.
Temizlik imandandır demıstı pass haklı, eleyebilsem hunersiz tum elleri etrafımdan.Beni bana yaklastıracak olanlar sadece kalsa dolaylarımda.Kabiliyetime engel olamasa keske.Ortak seslendirmemiz gereken bestelerde hep hunerli eller ortagım olsa.
Ruhu sıyırmak gerek onu incitip asli vazifesini yapmasına engel olan herseyden...

Wednesday, October 25, 2006

ZAMANla dertlesme

Zaman, durduramadiklarimdan...Ve o akip gittikce bendeki degisenlere de dur diyemiyorum.Aktikca beraberinde alip goturduklerini affedebilir kilan ise biraktigi derin ogretiler.Zaman sadece bedenim uzerimde degisiklik yapma gucune sahip degildir.Ruhumu kemale yaklastiran, onda rotuslar yapan da zamandir.
Bir sure once yaptiklarima simdi gulmemi saglayan da gene odur.Belki yarin da bugunku halime bakip sasiracagim.Zaman nelere kadirsin sen.Hangimiz var edildi once acaba?Aramizdaki bag olmazssa olmazlardan midir?Ben olmasam senin degerin ne olur?Ya da sen olmasan ben zamanla sinirli olmaz miyim?
Peki ya sen oldugun halde seni asanlar, onlar nasil zamanla sinirli degil?Seni asabilsem keske ben de.Var olmandan sikayetci degilim hic ama icime seni asma potansiyeli derc edilmisse kullanabilmeliyim.
Zaman ne cok seyin olcususun sen.Ne cok sey zamanla olculur, degerlendirilir.Iliskilerin saglamligi seninle olculur.Gercekler bazen surec ister ve senin gecmenle hakikat cikar ortaya.Hakli ve haksizi gene seninle ayirt ederiz bazen.Ve bize verilen zamani tamamladigimizda kazanan ve kaybeden olup olmadigimizi anlariz.
Sen telafisi olmayanlardansin, dilerim dolu dolu gecirebilirim her saniyemi.Saniyeler gecerken farkindayim omur de gecmekte.Guzelliklerin cok olumsuzluklarin az oldugu saniyeler gecirmek dilegi ile...
NOT:Sevginin tartisi ozlemmis.Aslinda zaman her ikisinin tartisi birdendir bence.Zaman gectikce siliniyor mu gozunuzden irak olanlar kalbinizden, ya da zamana meydan okuyup ayni tazelikte tutabiliyor musunuz kalbinize aldiklarinizi?
SORU:Ve neden zaman bazen cok cabuk gecerken bazen hic gecmez?Beklerken birini saniyeler niye saatlere donusur ki?

karmasık

Iradenın hakkını vermek, secme hakkını dogru yerlerde kullanabilmek, farklı olmanın hakkını verebilmek...Meleklerle olan farklıligı ortaya koymak.Ve asmak onları, gorunmez kanatlar takmak belki de...
Binlerce duygu kısacık zaman dilimlerinde misafir oluyor kalbime.Bir an sonu geldi herseyin diye dusunurken bir an gokler otesine ulasacak potansiyel oldugunu kesfederim icimde.Bir anda goklere merdiven dayarken baska bir an efsel-i safilin e yakınlıgım urpertir icimi.
İnisler ve cıkıslar, hayatın tek gercegi belki de...Her inis sonrası merdivenin basamaklarına yol almak yeniden, bu sefer sonuna kadar cıkma beklentısıyle...
Mutluluktan umidi kesmisken, bir an mutluluk endeksli yasam hayali hakim oluyor icimde ve aynı hayal bır anda mutlugumu bagımlıgı kıldıgım tarafından tuz buz edilebiliyor.Ve alınması gereken mesaj iletiliyor,''Sana ancak ben yeterim.Yalnız bana sıgın ve yalnız benden dile''.Mahcup yuzumu O'na ceviriyorum gene.Hersey Senin elinde, sınırlı olan ben hep yanılmakta direnirken, Sen merhamet elini uzaklastırmadin hic uzerimden.Kalbimdeki yerini genislet.İnislerimde tekrar cıkabilme gucunu bulmama yardım et.Ve hep istikamet uzerinde durdur beni...

* * *
''Bana sevgini, seni sevenin sevgisini.Sevgine beni yaklastiracak seyin sevgisini nasip et.Ve senin sevgini sıcak gunde soguk sudan benim icin daha sevimli kıl''.

Monday, October 23, 2006

GENE VEDA....

Sonabaharda agacları kıskanan ben, sımdı kısın gelısını dusundukce, karın beyazını kıskanmaya aday buldum kendimi.
Doga kıs uykusuna teslım edecek kendini bir sure.Bembeyaz bır ortuye burunecek yeryuzu.Ve o beyaz ortunun altındakı kırlı ne varsa yok olup gıdecek.Mola hakkını kullanırıken bortu bocek, kar beyazlıgıyla ogutecek altındakı sıyah ve koyu renkte ne varsa...
Bembeyaz karlar benım de uzerıme yagsa, kıs uykusuna yatsam ben de.Ben uyurken kar gorevını yapsa ruhum arınsa onu yoran her izden.
Ve bahar gelse, ben yeniden hayat bulsam.Her nefes alısımda O'nun hosnutlugu olsa.Bu sefer hatalarım az ıyılıklerım cok olsa.Bır yol arkadasım olsa, rıza hedeflı yolculugumda...