Monday, April 23, 2007

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN



''Bugün bayram, erken kalkın çocuklar

Giyelim en güzel giysileri

Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi...''

Coşkuyla kutladığım bayramlardan biri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı eskiden.O gün arkadaşlarımı mutlaka arar ve bayramlarını kutlardım, telefondaki tepkileri hiç umurumda olmazdı, yetişkin olmaları bu günü kutlamalarına engel olmamalı diye düşünürdüm.İçimdeki çocuğun pervasızca ortaya çıkmasına izin verirdim, balonlar, lolipoplar alırdım kendime, coşardım gönlümce hatta bu coşkumu birkaç arkadaşıma da bulaştırmayı başarmıştım.

Bugün dört yıllık bir aradan sonra yeniden kutlamak geldi içimden 23 Nian'ı.Günüm yolculuk yaparak geçtiği için, kimseyi arayamadım ama öğrencilerimle BAYRAMIMIZI kutladık.Şarkılar söyledik, dans ettik, içimizdeki çocuğun ortaya çıkmasına izin verdik, sınırlama koymadık ona bugün...

Çocuksu birşeyler olmalı her zaman insanın derinliklerinde ve belli zaman dilimlerini fırsat bilerek tazelendirmeliyiz içimizdeki çocuğu.Hayata olan bakış açımızda bir karamsarlık oluşuyorsa bu içimizdeki saf, küçük şeylerden mutlu olmayı bilen çocuğu fazlaca susturmamızdan kaynaklanıyordur.

İçinde hala bir çocuk saklamayı başaran herkesin BAYRAMI kutlu olsuuunn, ama en çok benim BAYRAMIM kutlu olsun, CÜNKÜ;

Çook özlemişim ben onu kutlamayı :)

***

Evde olsaydım mailler atardım herkese ama Kapadokya gezimiz vardı,bu post da geç bir kutlama oldu ama olsun varsın :)

Friday, April 20, 2007

...


Hiç durmadan akıtıyorum gözlerimden yaşları, anlık hafiflik oluşuyor kalbimde.Gözümün yaşı dindiği an kalp ağırlığını hissettiriyor yeniden.Tüm cesaretimi toplasam ve ondaki ağırlıkların tamamını atabilsem.Gitmeye hiç de niyeti olmayan yarayı deşiversem bir anda, acısına dayansam, sıksam dişimi.Sonra akıtsam dışarı iyileşmesini engelleyen herşeyi.Özenle sarsam, merhemlerle doldursam içindeki boşlukları.
Yaşama sıkı tutunsam, tüm gücümü iyilik yapmak için kullansam.Ya da O'ndan dilesem;
Çözülmeyecekse içimdeki kör düğüm benim ömrümü tüm benliğini iyilik yapmaya adayana armağan et, et ki el uzansın daha çok mahzun gönüle...

Monday, April 16, 2007

Kalbim, kurtar esaretten kendini...

Yaşamla bağımızın kopmasını istediğimiz anlar olur ve öyle zamanlarda hayatımızın geri kalanı acıların gölgesinde olur sanırız hep.Gücümüz tükendi ve sonrasına takatimiz kalmadı diye düşünürüz.Nefes alabilmek ve alamamak arasıındaki uçurum kapanır öyle anlarda, yoktur ikisi arasında fark bizim için.
Bazen içimizde gün geçtikçe derinleşmiş olan yaralarımızı hiç iyileştiremeyiz sanırız.Özenle saklarız acımızı, o kadar benimsemişizdir ki onu gitmesine izin vermeyiz, gidebileceği ihtimalini hiç düşünmeyiz.Kendi kendimize hüküm giydiririz, gönlümüzün bir yeri hep kırık hep eksiktir.

Bir gün bir el uzanır elinize, tüm acılarınızı almaya gönüllü.Yaranızı iyileştirmek ister, yaranızın oluşmasında payı olmayan birinin yarayı sahiplenmesi şaşırtır sizi.Yaşanan onca şeyden sonra bir an kaçmak isterisniz ondan, gerçek dışı gelir size yaşanan.Size uzanan eli tutma cesaretiniz kırlmıştır ya bir kez, onarmak onu zaman alır...
Kalplerde iyilik yapma gücü ve isteği taşıyabilmeliyiz her zaman.Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.Yapılan hiçbir iyilik gitmez boşa, ummadığınız anda çıkarılır karşınıza.Ve işte o anda yeniden tutunmak için sımsıkı hayata gayrete başlarsınız yeniden.Belki yavaş adımlardır adımlarınız, belki buruktur yüreğiniz ama olsun ne çıkar siz yeniden yol almaya başlamışsınızdır...
Umudun umudum olsun, yüreğine yüreğim açsın kapılarını...

Sunday, April 08, 2007

İŞTE UYANMAK İÇİN BİR SEBEP

Bugün çok aydınlık bir gündü, hava güneşliydi, balkondaki çiçekler açmıştı ama bunları görmeyi red ettim ben.Tek gördüğüm içimdeki karanlıktı.Pass ''gün aydınlık'' dedi'' bana ne dedim''.
Şu anda her yer karanlık, ama benim içimde bir aydınlık belirdi.Bugün gün yerini yeni güne bırakırken uğradı aydınlık bana.Anladım ki günün aydınlık olup olmaması önemli değil insanın içinin aydınlık olabilmesi için.
Üniversiteden arkadaşımla konuştum MSN' de, İsaril'de olduğunu söyledi.Arkadaşımın iki yaşında bir kızı var, DİLA.Birkaç ay önce Dila'yı rutin kontrollere götürmüşler, doktor kemik yapısında bir sorun tespit etmiş.Yapılan incelemerden sonra teşhis konmuş, osteopetrozis.Kemikteki yapım ve yıkım hücreleriyle ilgili bir hastalık.Tedavisi ilik nakli, zaman kısıtlı...
Dila, annesi ve babası çarşamba gününden beri Telaviv'de, umutla bekliyorlar...
Sabahları uyanmak için bir sebebim olsun diyenler, günün aydınlığından bana ne diyenler bir kez daha düşünsünler...
Ve lütfen yazıyı okuyan herkes DİLA için dua etsin, hatta arkadaşlarınızdan, eşinizden dostunuzdan dua isteyin .Dualarımızdaki sözcükler birer meleğe dönüşürmüş, ne kadar çok meleğimiz olursa, o kadar yüksek şansımız olur...
Dua selimize katılacak olan herkese teşekkür ederiz.

not;Yukarıdaki resim DİLA'nın resmi değildir.



Friday, April 06, 2007

DONSUN HER ŞER!

Herşeyi durdurmak isterdim bir süre.Kalbimin acısını, beynimin karmaşasını, umutlarımın cılızlığını.Geçmişin miras kalan sancısını, geleceğin belirsizliğini, şu anın içe dönüklüğünü dondurmak isterdim.Zamanın aklıma sığmaz acımasızlığını, insanların duyarsızlığını, çocukların erken kaybolan saflığını durdurmak isterdim.
Herşey donsun!İçimdekiler, benim dışımdakiler, dursun bir süre herşey.Kimse yanlış anlamasın , sadece bir mola isteği hepsi bu...

Sunday, April 01, 2007

Karmaşa

Kendi karanlığımda boğuyorum kendimi
İzin yok aydınlığımı görenlere
Binlerce duvar önümde
Ne dışarı çıkış var, ne de giriş içeri.
Derinlerimde bir yere saplanan hançer
Acıtmaya devam ediyor hala canımı
Akmasa gözlerimden yaş
Yüreğim taşıyamaz ağırlığını sancının
Ve yaşanmış olanın yaşanacak olana engeli
Hak değilken hiç
Ve yara sahibi mutlu olmak
Ve de mutlu etmek isterken ışık göreni
Karanlıkta kayboluş neden...?

Friday, March 30, 2007

arz-ı hal

Bu gece isterdim ki gönül kapım sadece sana açık olsun.Senin dışındaki herşeyi bir tarafa atmak isterdim.Zeynep'in gelişine duyduğum heyecanın bin kat fazlasını yaşamak isterdim.Ve günlerce düşünmek isterdim, hangi hediye mutlu ederdi en çok seni...
Hayatıma katabilsem yaşantını, ilkelerini kendi ilkem bilebilsem neler değişir bende biliyorum, belki de bildiğimi sanıyorum...
Bir ayrılık bir kalpte hangi ateşi yakar iyi biliyorum.Sevince, sevdiğimin terbiye edenim olduğunu, ona göre her halimi ayarladığımı da biliyorum.
Beni, bizi sevdiğini ilk duyduğumda çok mutlu olmuştum, gurur duymuştum sana tabi olanlardan olmaktan.Güven gelmişti içime, o gün mahzun olanlardan olmayacaktım...
Seninle ilgili her öğrendğim şey beni sana bağlıyordu, rüyalarıma gelişlerinin özel oluğunu bilmeyecek kadar saf ve duruydum.Duruluğum yerini bulanıklığa bıraktığından mı bilmem ama yeni bir gelişin olmadı sonrasına hiç rüyama.
Bu gece istediklerimi yapamadım gene.Yorgunluğuma, kalbimdeki diğer acıya, ülfete yenik düştüm .Bir hediye bile bulamadım verecek sana.
Gene de umutluyum, eksiklerime rağmen kalbimde var yine de bir heyecan.Tarifi zor, dışa yansıttığım birşey yok gibi ama kalbim bu gece başka bir duyuşla yüklü.
Sen ta o zaman bize dair cümleler kurmuşsun,okuyoruz onları ve umutluyuz.Zor zamanımızda kor ateşi elde tutmak.Ama biz biliyoruz;
sen hep bizimlesin...

Wednesday, March 28, 2007

çelişki

Gitmek istediğim diyarlar olur bazen, ait olduğum başka bir yer varmış gibi gelir; o kadar yabancı olurum içinde bulunduğun ana, mekana, insanlara.Uzun zamandan beri bana verilen donanımın çok azını kullanabildiğimin farkındayım.Hatta verilenlerin tamamını bu boyutta kullanabilmemin mümkün olmadığını da biliyorum.Gene de bu farkındalıklarım ait olamama duyugusunu aşmama yetmiyor o anlarda.
İnsanları anlayamıyorum, akıl sınırlarımı zorluyorum ama konmamış ,işte beynime bazı kabiliyetler.ANLAYAMIYORUM:
Birilerinin acı çekmesine sebep olup çok rahat yaşantısına devam edebilenleri anlayamıyorum.
Kalp kırıp hiçbirşey olmamış gibi davanabilenleri anlamıyorum.
Hassas ölçüleri anlayamayıp bambaşka sonuçları çıkarabilenleri anlayamıyorum.
Eziklik hissetmesinler diye tevazu gösterilenlerin kendilerini birşey sanmalarını anlamıyorum.
Haddini bilmeyip, gereksiz cüret gösterenleri anlamıyorum.
Kişisel bir yazıda kendine yer arama hakkı görenleri anlamıyorum.
Önce BEN diyebilenleri anlamıyorum.
Kendi gerçeğinin farkında olmayıp, küçüklüklerini karşı tarafa yükleyenleri anlamıyorum.
Yabancı kültürlerin her türlüdeğerini bilip kendi özünü bilmeyenleri anlamıyorum.
Pop yıldızlarının hayatını en özeline kadar bilip de SENİ bilmeyenleri anlamıyorum.
Fedakarlığı enayilik olarak algılayanları, karşılıksız yapılan işi değersiz görenleri anlamıyorum.
Ciltler dolusu ansiklopediye sığacak bilgileri bilip, kendini bilmeyenleri anlamıyorum.
Bildikleriyle amel etmeyenleri, özü-sözü bir olmayanları anlayamıyorum.
Maddeye takılıp manaya geçemeyenleri, akılları gözlerine inenleri anlayamıyorum.
Yapılacak bunca iş varken saçma bahaneler üretip yerinde oturanları anlamıyorum.
Çocukarı üsünden para kazanmayı düşünüp, başarısızlıkları karşısında kameralar önünde tekme tokat çullananları anlayamıyorum.
Ve tüm bu saydıklarımı çok normal karşılayanları anlayamıyorum...
Tüm alıcılarım kilitleniyor sanki böyle anlarda, boş veremiyorum ben.Ve bunca insan normal karşılarken olanları düşünüyorum, anormal olan hangimiz?

Friday, March 23, 2007

İYİ Kİ DOĞDUN


23 Mart 2006, günlerden perşembe tenefüs arası telefonuma baktığımda tam 10 cevapsız arama gördüm.Hemen anladım, birileri erken gelmeye karar vermişti.Apar topar okuldan çıktım, yolda ayaklarım birbirine çarpıyordu, yürümekte zorlanıyordum.Hastaneye yetişip o büyük ana tanık olmalıydım.Tüm araçlar sanki kendilerini o güne saklamıştı, hiç ilerlemiyordu trafik, halden anlayan yoktu.Fatih Sultan Mehmet köprüsü de hiç bu kadar uzun gelmemişti bana, normalde sonunun gelmesini istemediğim köprü bitmek bilmiyordu.Bitmek bilmeyen yolculuğum bir telefon sesiyle değişiverdi, ''kızımız oldu, teyzen oldun'' diyordu annem.Çığılık atmak istedim ama çok kalabalıktı ki otobüs.Harika hissediyordum kendimi, ünvanlarıma bir yenisi eklenmişti; teyzeydim ben artık.Koltuklarım kabarmıştı.
Hastanede Zeynep ile ilk karşılaşma anımızda hissettiklerimi tarif edemem.Kuvvetli bir bağım vardı onunla, bakmaya doyamıyordum.Kucağıma alıp ona kendimi tanıttım, benim için ne ifade ettiğini, onu ne kadar beklediğimi anlattım.Hiç sesi çıkmadı am bence anladı o beni :).
Zeynep için hayat yeni başlıyordu, herşey yepyeniydı onun için.Ben de yeniden bağlanıyordum hayata onunla, yeniden keşfediyordum herşeyi...Zaman su gibi akıp geçti, bugün takvimler gene 23 Mart'ı gösterdi.Zeynep artık bir yaşında.Minik bir sürü arkadaşı geldi doğum günü partisine, bir sürü hediyesi oldu.Bir yılda hayatımızda çok şeyi değiştirdi o, yeni heyecanlar, yeni sevinçler getirdi bize.
Bir yılda ben de çok yol aldım, yeniden anlam yükledim hayata.İçimdeki yarayı sardım, gözyaşlarımı azalttım, hüznü daha az misafir eder oldum.Sevilmeye en layık olanın kim olduğunu anladım.Ve şimdi layık olduğu şekilde sevmeyi öğreniyorum onu.
CANIM,
Öyle bir ömür versin ki O sana, hiç kimse arkandan kötü söz söyleyemesin.İnsani vasıfları hakkıyla taşı üzerinde.Güzellik adına ne varsa hepsini yaşa ama insanca yaşa.Kendiyle beraber başkalarını da düşünebilenlerden ol, düstürların O'nun düsturlarıyla örtüşsün.Çiçekleri, böcekleri, çoçukları, çikolatayı ve ayırt etmeden tüm insanları sev.Sonunda alnı ak olanlardan olmanı sağlayacak tüm güzel vasıfları barındır üzerinde.
SENİ SEVİYORUM...
Rabbim seni korusun, sevdiklerinden ol hep...

Tuesday, March 20, 2007

İSTEMEK

Dünyayla ilk bağımız, aldığımız ilk oksijen canımızı yaktığında kopardığımız çığılıktır.Ağlarız doğarken ama sonra öğreniriz ki bu dünyanın şartlarına uyum sağlayıp yaşayabilmek için gereklidir bu acı.
Ağlamamız masumiyetimize engel değildir.Doğarken en az resimdeki kadar masumuz her birimiz.Bize bakanların tüm şefkat damarlarını ayaklandırırız, umut ekeriz muhatabımız olanlara ve kalplerini yumuşatırız.Bize bakan katı kalplerde bile kıpırdanmalar olur, sevgi damlacıkları düşer çölleşmiş gönüllere.
Henüz bizi çevreleyen yanlışlıklar silsilesine kapılmamışızdır, bize ilk verilen donanımımız bozulmamıştır.O'ndan geldiğimiz o kadar aşikardır ki, belki bize bakanlar O'nu görmektedir bizde, ya da kokumuzu o kadar derin içlerine çekenler oraların kokusunu alırlar aslında.
Bebekler dile gelmez hemen,uzun zamanlarını alır ilk sözcüğü söylemek .O zamana kadar gözlerine bakar ve anlarız ne hissettiklerini.Göz temasıdır onlarla kurduğumuz iletişim yolu en çok.Gözlerde kaçış yoktur, ve ondandır bebeklerin hissettiklerimizi hissetmeleri, sözcüklerin hükmü yoktur onlarda, süslü cümlelere kanmazlar.
Seneler geçtikçe bebekliğimizin o saf , masum hallerinden eser kalmaz üzerimizde.Kaygılarımız çoğaldıkça ne kendimizi dinlemeye ne de içimizdeki O'ndan gelen sesi duymaya vakit bulamayız.Kalplerimiz katılaşır, hoşgörümüz azalır.Sorunlarla karşılaştığımızda omuzlarımız düşüverir hemen yere.İçimizi umutsuzluk kaplar, sebeplere bağalrız herşeyi, mucizelere olan inancımızı yitiririz.Yalnızlık duygusuna teslim oluruz.Gözlerimizi kaçırırırız birbirimizden, gözlerdeki anlamalardan çok sözcüklere yüklenenlere bakarız.Ve aldanırız çoğu zaman...
Şimdi ilk doğduğumuz anı düşünsek , kendi bebekliğimizi canlandırsak gözümüzde, o zamanki kokumuzu duyumsasak.Belki özümüzü ve özde bize verilenleri bulmamıza yardımcı olur bu.Kalplerimizdeki katılıkları silip, gözlerimizin umutla dolmasını sağlar.O'nunla olan bağımızı hatırlatır ve yalnızlık hissini gelmemek üzere siler bizden.Yeniden hissederiz belki O'nun korumasını ve her an bize bizden yakın oluşunu.
Hayalimizin tazeliğiyle sonra avuç içlerimizi göğe kaldırsak.İsteklerimizi dile getirsek, her sözcüğümüz bir meleğe dönüşse ve uçursak meleklerimizi göğe doğru, dilediklerimizin verileceğinden emin olarak.İstesek, durmadan istesek ve istedikçe varlığımız kıymetlense.İdrak etsek istemeyle doğru orantılı olduğunu değerimizin.
''De ki, sizin duanız(istemeniz) olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi?''.Furkan-77
not;Kendimiz için dilediğimiz her güzel şeyi bi kez daha avuç içlerimizi çevirerek göğe tüm insanlar için istesek :).

Friday, March 16, 2007

KÖPRÜ


''Bir peri olsaydım,dünayadaki tüm insanların soğuktan ve yalnızlıktan korunabilmelerini sağlamak için kalplerini birbirine bağlardım, herkesin birbirini sevmesini sağlardım'', (şarkı sözü-Rossi).
Kalpler arasında köprüler kurmak için sıvamak lazım kolları.Binlerce barikat koyuyoruz günümüzde kalplerimize ve alanını daraltıyoruz.Kalp sınırsız bir sevebilme potansiyeliyle donatılmışken biz onu sınırlandırıyoruz, gereksiz bir sürü kriter koyuyoruz sevgilerimiz için.Dar düşünüyoruz, yakınımızdakilerle yetinip uzağımızdakilerle pek ilgilenmiyoruz.Oysa kalbe yüklenebilecek sevgiye sınır koymamış hiç onu bize armağan eden.İnsan kendi bahçesini sahiplenip sevebildiği gibi koca dünyayı da kendi hanesi gibi sevebilir.
Sevme yeteneğimizi geliştirelim, uzaklarada kimler var sevebileceğimiz bir düşünelim, sevgilerimize köprüler kuralım.Aşalım aradaki engelleri, yeni kardeşler, arkadaşlar katalım hazinemize.
Kulübümdeki öğrencilerle uzaklara doğru açılalım, bir sevgi köprüsü kuralım diledik, İstanbul-Şırnak arasında.Bizden küçükleri seçtik, birer kardeşimiz daha olsun istedik.Ve abla olmak istedik sıcacık yüreklere.Bağlantı kurduk Şırnak Kız Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ile.(Bunu başarmamıza vesile olan Ahmet'e, Tuğba öğretmene ve Esma'ya-benim mektup arkadaşım teşekkür ederiz burdan).Maille sınıf listelerine ulaştık, okulda duyurular yaptık ve bir süre tenefüslerimizi bu işe ayırdık.Gelen öğrencilere listelerden isimler verdik, sıkı sıkı tembihledik zarfın içine bir tane de boş zarf koyacaksınız, bu ismi alırken onun ablası olmayı da kabul etmiş oluyorsunuz, yazmamazlık yapmayın sakın dedik.Mektuplarımızı yolladık ve beklemeye koyulduk.
Birkaç hafta sonra mutlu yüzler gelmeye başladı öğretmenler odasına, ellerinde zarflarla.Heyecanla açtım ben de gelen her zarfı, bir solukta okudum yazılanları.Sıcacık mektuplardı, öğrencilerimi abla kabul etmişti hemen kardeşleri.Satrılardan samimiyet ve sevgiyi fark etmemek mümkün değildi.Gelen mektupları görenler de katıldı sevgi selimize , tenefüsler gene gitmişti, yeni abla-kardeşler buluşturuluyordu.Ve bir mektup köprüsü oluştu şimdi iki okul arasında.
Perşembe günü kitap yolladık kardeşlerimize çok çalışsınlar, güzel şeyler başarsınlar diye.Dileriz faydamız olur bu anlamda onlara.Aynı gün bizim kitap kolilerimizi almaya gelen kargo, bize bir de paket getirdi, kardeşlerimizin görüntülerinin olduğu bir cd.Hemen konferans salonuna indik, gözlerimiz dolarak izledik.Resim sergilerindeki çalışmalarına bayıldık, okullarının duvarlarındaki renkliliği kıskandık.Ve izlerken biliyorum tüm öğrencilrimin aklında hep şu soru vardı ;
Acaba gördüklerimden hangisi benim kardeşim?
Kalpler arasında köprüler kuralım, hiç durmadan köprü arayışında olalım.Sevgimizi sunalım cömertce,sunduğumuzdan daha fazla sevgidir bu işin geri döntü bize.
PS;Mektup arkadaşı isteyenlere biz yardımcı olabiliriz var hala elimizde sevgi sunabileceğiniz sıcacık yürekler.

Monday, March 12, 2007

PEMBE DENİZ ÇİÇEKÇİLİK

Çiçeklere olan düşkünlüğüm çoçukluk yıllarıma dayanır.Çiçek sevgisi de doğuştan verilen özlliklerden biridir diye düşünürüm bazen.Bizim genlerimizde var çünkü çiçeklere özel alaka.Anneannemin bahçesinde her çeşit çiçek olurdu, köydeki en güzel bahçe onundu.Birçok komşu ondan tohum almaya gelir ve bahçedeki sıra dışı çiçeklerin isimlerini öğrenirdi.Her mevsim farklı çiçekleri konuk ederdi anneannemin bahçesi.Eğik başlı laleler, sümbüller, zambaklar, güller,kardelenler gelir geçerdi her yıl onun bahçesinden.
Annem de anneannemden almış olmalı çiçek sevgisini, evimizdeki saksi çiçeklerini gören ikaz etmek zorunda hissederdi bizi;''Aman gece bu odada uyumasın kimse, gece odadaki oksijeni bitirir bunlar''.Annemin en kıymetli varlıklarından biridir çiçekleri( şimdi Zeynep'ten kıymetlisi yok ), taşınma sırasında bir tek çiçeklere bir şey olup olmadığı ile ilgilenir o.
Babamın anlattığına göre benim çiçek sevgim çok küçük yaşlara dayanırmış, parka her götürdüğünde tek istikametim parklardaki çiçekler olurmuş.İşim olmazmış pek salıncak ve kaydırakla.Okul çağına geldiğimde de gözüm hep bahçeli evlerin çiçeklerinde olurdu benim.Onlara bakıp sık sık düşünürdüm acaba anneannemin bahçesinde neler açmıştır şimdi
diye.Köy ormanında kendimi kaybederdim çalılıkların arasından menekşeleri koparacağım diye.Harika demetler oluştururdum kır çiçeklerinden.
Üniversite yıllarımda harçlığımın büyük kısmını çiçeklere harcadım, üzgün gördüğüm yüzlere bir buket çiçek ya da bir kırmızı karanfil alırdım, üzerine de umut dolu küçük bir not iliştirirdim.Dağıttğım buketler kadar çok buket sonra bana da uzattı sevgi dolu kalpler (Ama Eskişehir'deki hiçbir çiçekçi satışların artamasını bana bağlamadı).
Öğretmenliğe ilk başladığım yıl çiçeklerle ayrı düştüm, kesme çiçek kavramıyla (yapma çiçek) tanıştım, çok ama çok üzüldüm.Üzülüyordum ve kendime buketler alamıyordum.Ve bu ayrılık çok şeyime mal olacak yanılgılara düşmeme neden oluyordu...
Hayalleri vardır hepimizin farklı farklı.Ben de uzun bir aradan sonra hayallerimle buluşuyorum ve şükrediyorum, hayal hayata tutunmayı sağlıyor çünkü.Hayallerimden biri bir çiçekçiyle evlenmekti eskiden, ama hiçbir çiçekçi bu teklifle çıkmadı karşıma :).Sonra çiçekleri seven biri olsun bari dedim ve anladım ki çiçek almak yetmiyormuş narin kılmaya çiçek veren kalpleri.
Çiçeklere kırıldım belki biraz o dönemde ama şimdi eskisi gibi aramız.Ve birgün bir çiçekçi dükkanım olacak, menekşeler, inci çiçeği ve laleler baş tacı olacak dükkanımın.Üzgün yüzlerde tebbessüm oluşturmak için alınan çiçeklere %50 indirim uygulanacak.Dükkanın vitirinine benim gibi iştahla bakıp parası olmayanlara bir kırmızı karanfil verilecek, bir tebessüm karşılığında.Kır çiçeklerini tanıtan broşürler hazırlanacak ve her müşteriye verilecek.Siparişle gönderilen çiçekleri teslim ederken sahibine, çiçeği alanın yüz ifadesi fotoğraf karesine alınacak ve gönderene hediye edilecek.Çiçekçi dükkanının adı PEMBE DENİZ olacak.
NOT;Hiçbir çiçekçi hayallerimden çalıntı yapmasın lütfen.Hayallerimi gerçek kılma hakkı sadece bana aittir, DUYURULUR :).

Wednesday, March 07, 2007

İçimdeki bahar ya da nazar...

Bahar geldi, pazar günü saatlerimizi de bahara göre ayarlayacağız.Güne bir saat erken başlayacak herkes, gündüzlerimiz uzun, gecelerimiz kısa olacak.Aydınlık daha çok eşlik edecek bize, güneş daha uzun süre ısıtacak kalbimizi.
Aydınlık en koyu karanlıktan sonra gelirmiş, ben bunu hakkel yakin bildim :).Aydınlanıyor benim de ruhum, hoş görüyorum pek çok şeyi ama başta kendimi.Şarkıda da dediği gibi, hoş görüyorum, affediyorum, unutuyorum ve öyle ferahlıyor ki içim.
Ve anlıyorum, bir kez daha inanıyorum herşeyin sırrı bir nazarda gizliymiş, tüm muammaların cevabı küçüçük bir bakış açısında saklıymış meğer.Güzel düşünen hayatında lezzet alabilirmiş.Nazarımı terbiye ediyorum, o değiştikçe benim de içimdeki karanlık gidiyor, geriye aydınlık kalıyor.
Kalemi kağıdı seviyorum, küçük notlar yazmayı, her umutsuz yüze nazarla ilgili sırrımı fısıldamak istiyorum, tüm karanlıkları savmak ve aydınlatmak tüm ruhları.Seviyorum, sevdiğimi hissediyorum yeniden çiçekleri, çocukları, insanları ve HAYATI :).
Işığımız ısımız daha uzun süre eşlik edecek bize, belki de kararmasına izin vermeyecekler ruhumuzun, savacakalr içimizdeki gölgeleri.Gözlerimiz çiçek sergilerini izleyecek yol kenarlarında, parklarda, bahçelerde.Üzerimize ağırlık yapan kabanlar yerini hırkalara bırakacak.Faturaların kabarık gelme endişesi duymadan ısınabileceğiz.İçimizdeki duygular dinginleşecek.
Ve sizi bilmem ama ben şunu bileceğim ki tüm bunlar, tüm bu değişiklikler BENİM için.Bunca düzen, dizayn, ışık ve ısı ayarlaması BENİM için.Güneşin doğup batması, havadaki ısı, çiçeklerin kokusu ve rengi hepsi benim için.Ve elbette SİZİN için.Çünkü BİZ en nazlı misafiriyiz bu kainatın.

Bugün en çok Ajda Pekkan'nın Hoş Gör Sen şarkısnı seviyorummm ;

Hoş gör sen, affet gitsin aldırma,
Büyüklük sende kalsın sonunda,
Sen sarıl o sana sarılmazsa,
Sen unut unutmazsa...

Sunday, March 04, 2007

GÖÇ

Tam onyedi bahar geçti ben çiğdem çiçeklerine dokunamayalı.Tam onyedi bahar geçti kır çiçeklerinden uzakta.Ve hiç anlatamadım ki ben içimdeki buruk özlemi.Özlenecek o kadar çok şey oldu ki 89'daki Bulgaristan göçünü yaşayanların hayatında...Anne, baba ve kardeş özlemleri yaşarken diğerleri doruk noktada, çiçeklere olan özlemimi bir kendime mırıldanabildim ben.
Dinginleşmemi sağlayan en özel anlarımdı benim bahar ayları.Anneannemin beni köye davet edişi bir başka olurdu baharda, gelişimi çabuklaştırmak için olsa gerek baharın başında bile menekşeler ve çiğdemler geçmek üzere derdi hep.
Kırk dakikalık köy yolu bitmek bilmezdi, ne çok özlerdim köyü.Şehir hayatına ait olamamıştım bütünüyle ben hiç, ılginçtir köy çocuklarından biri de olamıyordum , ikisinin karışımıydı ben.
Otobüsten indiğimde koşarak giderdim anneanneme, hiç aldırmazdım arkada kalan anneme ve kardeşime, ilk sarılan ben olmalıydım ona.Anneannem, hep aynı özlemle beklerdi, aynı sıcaklıkla. Ve ben o zaman da farkındaydım;NE ÇOK SEVERDİ bu kadın bizi.
Sabah ilk işim dedemin ya da anneannemin peşine takılıp ormana gitmek olurdu, kaybolurdum kır çiçeklerinin arasında.Yaradan en güzel kır çiçeklerini Balkan topraklarına serpiştirmiştir bence.Kocaman buketlerim olurdu kısa sürede, anneannemin evindeki boş kavanozlar sayısız vazolarım olurdu, evin içi mis gibi kokardı.Komşular bilirdi çiçeklere olan düşkünlüğümü, eve dönüş yolunda tebbessümle bakarlardı yüzüme.En mutlu olduğum anlardandı o anlar, ve yaşarken o anları tekrarının olmayacağını hiç aklıma getirmemiştim.
Şimdi kır çiçeklerine olan özlemimi web sayfalarında gideriyorum, arama motorlarına isimlerini bildiklerimi yazıyorum ve dalıyorum ekrandaki resimlere.İsimlerini bilemediklerimle özlemimim ise hafızamın bana sunduğu karelerle gideriyorum.Mart çiçeği vardı bizim köyde(biz öyle derdik ona), çok kişiye tarif etmeye çalıştım bilen çıkmadı, arama motoruna da anlatamadım ki ben derdimi.İnce uzun gövdesi vardı bir de sarı minik çiçekleri, bulgarcası iglika idi.Neyse zaten resmini görseniz de sanırım o sadece bana çok şey ifade edecek.
Çiğdemler de benim özel olan köy çiçeklerimden, resimde gördüğünüz çiçekler bizim köyün ormanında öyle çoktur ki.Çok narindir çiğdem çiçeği, yaprakları çok kolay zedelenir, sıcaklar narin bedenini hemen soldurur.Ve şimdi küresel ısınma varken, nasıl kalmayı başarmıştır dik ve onurlu toprağın üstünde?
Çok güçlü bir kalemim olsa,Bir göçün hikayesini anlatabilsem size.Yer olmayacak ama benim hikayemde göçün siyasi nedenleri, sonuçları ve ekonomiye olan etkilerinden.Hikayemde ne mi olacak ?Göçün öğrettiği özlem ve ayrılık acısı, gidip de dönememek, dönüp de bulamamak neymiş, sadece bunları anlatacak.
Anneannecim, öyle çok özledim ki ben seni :(.

Wednesday, February 28, 2007

TANIMSIZ


Masumduk çünkü
Hiç deneyimimz yoktu ki bizim,
Yaşadığımız herşey ilkti ,
VE
Hiç kestirememiştik kaybedeceklerimizi,
Hiç ummamıştık hüznün bu kadar derinini,
Gelmemişti hiç aklımıza sonunda başa dönebilme isteği duyabileceğimiz,
Kestirememiştik ne yöne savrulacağımızı,
VE
Öyle toyduk ki biz,
Deneyimlerimizin hayatın ta kendisi olduğunu hiç anlayamamıştık...

Sunday, February 25, 2007

OL!

Maddelerden örülü binlerce duvar varken önümde, ruhumun sınırsızlığını algılamaktan güçlük çekiyorum.Ne olurdu kimse iki kere ikinin dört ettiğini öğretmeseydi bana.Keşke kimse sonuca gitmek için gerekli olan formülleri dayatmasaydı, sonuca nasıl gideceğime ben karar verseydim.Keşke kaidelerden çok istisnalaradan söz etmiş olsalardı zamanında.Beynimin algılama gücünü bu kadar sınırlandırmasalardı keşke.
Sebeplerin var olma sırrına dair ipuçlarını daha önce anlatsaydı birileri.''KÜN FE YEKÜN'' kulaklarıma daha önce ulaşsaydı.Duygularımın ve hislerimin emrime sunulmuş birer asker olduğunu bilseydim önceden.Öğretildiği kadar çok sınırımız olmadığına inansaydım, içimdeki potansiyelin sınırsızlığını algılamakta bu kadar zorlanmazdım şimdi.
Sınır konmamışken bana, yaşadıklarım ve öğrendiklerim farkına varmadan demir parmaklar örmüş ruhuma.Oysa konmamıştır hislere, duygulara sınır.
Sır içimde saklıdır benim.Kim bilir engellerimi aşıp sırra erince birgün ,deniz üstünde yürümenin zevkini anlatırım size :).
İçimizdeki gücü keşfedebilme dileği ile...



Friday, February 23, 2007

İŞTE BEN YA :)



Gözlerimin önündeki sis perdesi aralanıyor yavaş yavaş.Meğer ne çok faaliyet olup bitiyormuş etrafımda.Herkeste bir koşuşturma, herkeste bir telaş, herkes tutuyor yaşamın bir ucundan

Görev dağılımlarımız farklı, kimimiz kaldırım taşlarını diziyor tek tek uyum içinde, kimimz yol kenarlarını yeşillendirmekle vazifeli, kimimz hayat kurtarıyor, kimimiz insan yetiştirmeye çalışıyor...

Bitkilerde de faaliyet erken başladı bu yıl, bahar geldi, kar gelmedi gelmeyecek sanırım İstanbul'a.Mevsim normalleri kavramını, küresel ısınmayı ve yaptığımız tahribatın neticelerini daha iyi algılamaya başladım.

Bende de hayat emareleri başladı bu ara.Bugün fark ettim kahakahalar atarak gülebiliyormuşum hala hem de karnıma ağrılar girene dek(Ödüm kopmuştu oysa bunu bi daha hiç yapamayacağım diye) .

Ve gene bugün farkına vardım, ben kendimi bağışlamayı başarıyorum, barışıyorum kendimle, yaşadıklarımla.Adımlar atıyorum, yola çıkıyorum yeniden, bu sefer daha eminim kendimden, daha deneyimli ve kendimi önemsemeyi bilerek yol alıyorum.Sendelemelerimin tek sebebi ise düşük kan sayımı sadece :).O da olmasa kim tutardı şimdi beni.

Sıkı tutunmak lazım hayata, sıkı tutnamayan herkese el uzatmak lazım.Dünyayı daha yaşanılır kılabilme gayesi güdenlerin hele toparlanma süresi çok kısacık olmalı.Yapacak çook ama çoook işleri var çünkü onların.

Çocukları, çiçekleri, Zeynep'i,çikolatayı, kitapları, müziği, çılgınlık yapmayı, bloglarda dolaşmayı, hüzünlü yüreklere dokunmayı, öğrencilerimin sıralarına sürpriz notlar bırakmayı, çılgın arkadaşlarımı ve inasanları seviyorum (şimdilik biri hariç ama ).

Kimse kıskanmasın , tüm bu sevdiğim şeylerdeki sevgimin toplamından çok sevdiğim biri var.Her an yanımda, her yöneldiğimde bende.Tüm vefasızlığıma rağmen O bir an olsun çekmedi rahmet elini üzerimden.Alevli gecelerde uyku girmezken gözüme bir O dokunabildi yanan yüreğime.Ben SENİ layık olduğun gibi sevemiyorum henüz biliyorum, öğreniyorum ama inan bana.Ve Sen' den olan herşeyi de sevmeyi diliyorum.

Vefa örneği gösteren herkese topluluk içinde teşekkür ederiz biz, farkında olduğumuzu belli ederiz bizim için yapılanların.Herkes bilsin işte;

Tüm zerrelerimle SANA teşekkür ediyorum.

Ben beni bıraktığımda SEN beni bırakma ALLAH'ım.

AMİN

not;İki arkadaşım var, yünler ellerinde durmadan örüyorlar.Şiddetle tavsiye ettiler bana da, herşeye iyi gelir dediler, üzüntü falan yok olur dediler.Ben yapamadım ama belki siz yaparsınız.Onlarda gerçekten çok işe yaradığını gözlerimle gördüm ben :)).

Monday, February 19, 2007

adım bir; kendine bakma


Kendini dinlemek, içte haykıran ama hep susturulan duygulara kulak vermek ben gibi kendini ihmal etmişler için zordur.Başkalrını düşündüğümün çeyreği kadar kendimi düşünebilsem keşke.Sanırım yetenek meselesi bu, bende doğuştan yok.Yeni yeni öğrenmeye çalışıyorum, kendimi korumayı, kendimi incitmemeyi,kendi isteklerime kulak vermeyi, kendime haksızlık etmemeyi.Ve çok ama çoook zorlanıyorum, çok yavaş öğreniyorum, başka konulardaki zekam burda sanki yok oluyor.
Düşünüyorum, etrafımdakileri yıllarca nasıl kollayıp sevdiğimi, sonra kendimi benden ayrı bir birey gibi düşünüyorum(hani ben dışındakilere iyi bakarım ya), kendime sahip çıkmayı deniyorum.Zor ya kim ne derse desin, benim için zor bir iş bu.Herkesin kendinde hiç çaba harcamadan barındırdığı en temel duyguları ben neden edinmek zorundayım?Ama haksızlık bu !(tweety).
Bugun evime geldim, herkesten çok benim dinlenmeye ihtiyacım vardı ve uzandım.Dinlendim, evin sessizliğini dinledim, yüreğimin acımasına izin vermedim, anneannemin hediyesi yün rodop battaniyesini örttüm üstüme.Yüreğimi üşümekten korudum, ve ısıttım tüm bedenimi.Israrla kapımı çalan acıyı def ettim, hayalin azıcık ucundan tuttum.İçimdeki sese kulak verdim biraz ve inandım;
budanmış olsa da tüm dallarım, öz benim içimde saklı,
ve her bahar nasıl yeşeriyorsa tüm ağaçlar,
benim de baharım gelecek, yeşerecek benim de dallarım...
Hem zaten çok ayıp ederim bunu başaramazssam, küresel ısınma papatyaların açma mevsimini bile şubata taşırken, en sıcak ocak bu yıl yaşanırken, benim yüreğimin hala buz tutuması ayıp hem de çok ayıp.Huzurunuzda kendimi şiddetle kınıyorum.
Hem hiç değmezmiş ki ya....
PS;Bloglarda yazan arkadaşlar, dolanıyorum satırlarınızın arasında ve mutlu oluyorum çoğunuzun varlığından.Tanımıyorum , tanımıyorsunuz ama ben o satırlarda dolanırken böyle sıcacık oluyor içim, iyi k diyorum varlar.Sevgiler...

Friday, February 16, 2007

BANA ÖZLEM


Tıpkı eskiden çook eskiden olduğu gibi içimde pembe çiçekler açsa, tüm hüzünleri bir karanfil ya da bir buket kasımpatı alarak kendime savabilsem içimden.Çocuklara bakmak yeniden güç verse, hayata sımsıkı tutunabilmek için.
Çılgınca şeyler yaparak, (sadece benim ve etrafımdakilerin bildiği anlamıyla) manyak sıfatını taşıyabilsem üzerimde zaman zaman.
Biriktirdiğim acıları atabilsem bir tarafa ve hiiiç anmasam yaşananları, silinip gitse beynimden yaşadığım her kırgınlık.
Kabz hali bir son bulsa, ferahlasa kalbim...
Eleştirilerden sadece hak ettiklrimi alsam üzerime, üzerime yüklenen ama bana ait olmayan yükü atsam artık üstümden.İçimde kalıp kalbime ağırlık yapan ne varsa çkıp gitse artık benden.Ben yitirdiğim BENi bulsam ve hiç bırakmasam artık kendimi...
Mutluluk, neşe, umut, sevgi, güven, azim bana en yakın sözcükler olsa.
Tutsam bir eli ve dünyayı kurtarma hayalleri kursam...

SEN, bana benden yakın olan, beni benden iyi bilen, beni benden çok sevensin, vefasızlığımı bağışla.Yanılgımın bedeli ödenebilir mi bilemem.Adaletine değil merhametine sığınıyorum.
Seni sevmeme izin ver, kalbimdeki yerini genişlet,beni sev, beni bana sevdir, beni sevdiklerine de sevdir...
Ve biz sınama için burada olanlara yardım et. SEN den gelen her fısıltıya açık olsun gönlümüz...
Biz bizi bıratığımızda, SEN bizi bırakma !

Monday, February 12, 2007

tanımsız

Bir fırça yapıp elimi,
Bir yüzdeki yılların oluşturduğu tüm çizgileri dümdüz edebilsem,
Sonra bir çift gözün içine dokunsam,
Hüznü silip, umut çizssem gözbebeklerine,
Gözlerdeki matlıklara değse fırçam ve parlaklığı miras bıraksam onlara...
Üşüyen yanlarına güneşler çizssem,ısınsa yüreği
Yüreğinin sıcaklığı dışa yansısa, bakıp ısınsam ben de...