Wednesday, May 09, 2007

Birçok nedenim var benim :)

Her bahar ağaçlara yepyeni çiçekler kondurulurken, uzun süre sonbahar ve kış mevsimlerine mahkum olan bir beşerin ruhuna kondurulamaz mı yepyeni umutlar?
Geçmiş bir miras olsa da hep taşımak zorunda olduğumuzu, bakış açımız onu taşınabilir kılmamızı sağlar.Deneyimlerimizdir bizi biz yapan, hatalarımız da en az başarılarımız kadar bizimdir.Ve pişmanlık hissedebiliyorsak bir hatamız karşısında, hafifleyebilmeli yüreğimiz.Zira hata yapanların şanslılarındanız demektir, pişmanlık affedilmenin bir emaresidir çünkü.
Güneş en koyu karanlıktan sonra doğar, bahar mevsimi öncesi tabiatta yaşam emaresi yok gibidir.Hastalıklardaki iyileşme safhası da en şiddetli dönemin akabinde başlar.İçi iltahap toplamış bir yaraya neşter vurulup irin dışarı akıtıldığında acı doruk noktada yaşanır ve ancak ondan sonra yara iyileşmeye başlar.
İnsan binlerce ruh haline bürünür gün içinde, dünyanın bize dar geldiği anlardan sonra küçücük bir hayalde dünya kurarız kendimize.Daralmanın doruk noktası rahatlamanın başlangıcıdır.Ümit kesmemek gerek hiçbir zaman.
Hayatın içine serpiştirilimiş binlerce sürpriz vardır, bizi umutlu olmaya davet eden.Güzel dostlarımız vardır mesela, ya da sokağınızın başında servis güzergahınızda komşu bahçesinde mis kokulu çiçekler vardır.Sabah gelip boynunuza atlayan bir öğrenciniz vardır.Minik bir yeğeniniz vardır mesela konuşmayı bilmeden mimiklerle sizi ne kadar sevdiğini anlatan.Kitaplığınızda güzel bir kitap vardır, sayfasını açtığınızda içinizi umut dolduran.Aniden gelen ve yıllardır tanıdığınız hissine kapıldığınız bir ev arkadaşınız olur mesela en dar anınızda.
Bir okul gecesi vardır hayatınızda, en haylaz öğrencileri sahnede size melek gibi gösteren.Halk oyunlarında içinizi coşturan şekerleriniz vardır.
O'nu bilmenin mutluluğu vardır, sırtınızı O'na dayamanın lüksü vardır, isteyebilmenin gücü vardır...
Bir bahar yaşıyor ruhum, çiçek açmamış olsa da onda henüz.Benim de tomurcuklar var üzerimde.Umutlu olmak için çoook nedenim var benim.Umutlu olmak için binlerce sürpriz serpiştirilmiştir hepimizin hayatına.Bakış açımızı değiştirelim ve onları görelim.
Umudumuz bol olsun...

Friday, May 04, 2007

Tüm gizem nazarda gizlidir


Tüm kördüğmlerin çözümü insanın kendi içindedir.Hayata nasıl bakarsak onu öyle görürürüz ve hayat bize sunacaklarını da bu bakış açısına göre sunar.Hep güzeli görmeye çalışalım, güzel düşünelim, güzel şeyler olsun.Güzellikler hayatımıza lezzet katsın.Çıkmaz sokaklardan uzak duralım, kapatmayalım çıkış kapılarını hiçbir zaman.

Zaman zaman içimizi öyle karartırız ki, dışarısı da en az içimiz kadar karanlık gelir bize.Öyle anlarda ışık hiç bizim içimize sızamayacak sanırız.Karanlığı öyle sahipleniriz işte, gönül rızasıyla.Ve biz o karanlığa tahammül etmeye çalışırken, bizim dışımızdaki dünya apaydınlıktır .Biz içimizde sonbaharı yaşatırken aslında dışarıda bahar tüm görkemiyle tahtını kurmuştur.Biz ölümün güzel olduğunu düşünürken, bahar diri olmanın, hayattar olmanın muhteşemliğini gösterir serpiştirdiği her çiçekte.

Sihirli değnekler yoktur, olmayacak da hiç.Sihir insanın kendi içindedir.Sadece bir bakış açısıdır bizim sihirli değneğimiz.Bakış açımızı değiştirmekle hayatımızın gidişatını tümüyle değiştirebiliriz.Üst üste üzüldüğümüz olaylar yaşarız bazen, takatimizin sonuna geldik sanırız böyle anlarda dünyanın en şanssız ve kötü insanı gibi görmek yerine kendimizi kaldırma kuvvetimizin çokluğu güven vermeli bize.Atlatabilirim demeliyiz pes etmek yerine.Ve daha emin adımlarla yola devam etmeli ve ileriye hep ileriye bakmalı gözlerimiz.

İlerleme helezonik devam ediyorsa ilerlemedir.Dim dik hiç sapmalar yaşanmadan yapılan yükselmelerden düşüşler bir anda olur.Ama helezonik olan yükselmelerdeki sapmalar farklıdır.Onlardaki ilerleme geriye bakarak olur hep, dersler alınır ve yola daha emin adımlarla devam edilir.

Kalemlerimiz genelde iki parçanın birbirine geçirilmesinden oluşur.Döndüre döndüre o iki parça birbirine geçirilir, birleştikten sonra iki ayrı uçtan ne kadar çekerseniz çekin o parçalar biribirinden kopmaz.Helezoniktir onlardaki kenetlenme de.Aynı parçaları sadece doğrudan biribirinin içine geçirseniz ilk çekme hamlenizde onları birbirinden ayırmayı başarabilirsiniz.

Olumsuzluklar bolsa hayatınızda hiç üzülmeyin ilerlemenizin helezonik olması için fırsatlar sunuluyor sadece önünüze.Herşeyde bir hayır vardır ve verilmez kimseye kaldıramayacağından fazlası.

Nazarımı(zı) hep güzel olanı görmeye odaklamamıza yardım et...

Monday, April 23, 2007

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN



''Bugün bayram, erken kalkın çocuklar

Giyelim en güzel giysileri

Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi...''

Coşkuyla kutladığım bayramlardan biri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı eskiden.O gün arkadaşlarımı mutlaka arar ve bayramlarını kutlardım, telefondaki tepkileri hiç umurumda olmazdı, yetişkin olmaları bu günü kutlamalarına engel olmamalı diye düşünürdüm.İçimdeki çocuğun pervasızca ortaya çıkmasına izin verirdim, balonlar, lolipoplar alırdım kendime, coşardım gönlümce hatta bu coşkumu birkaç arkadaşıma da bulaştırmayı başarmıştım.

Bugün dört yıllık bir aradan sonra yeniden kutlamak geldi içimden 23 Nian'ı.Günüm yolculuk yaparak geçtiği için, kimseyi arayamadım ama öğrencilerimle BAYRAMIMIZI kutladık.Şarkılar söyledik, dans ettik, içimizdeki çocuğun ortaya çıkmasına izin verdik, sınırlama koymadık ona bugün...

Çocuksu birşeyler olmalı her zaman insanın derinliklerinde ve belli zaman dilimlerini fırsat bilerek tazelendirmeliyiz içimizdeki çocuğu.Hayata olan bakış açımızda bir karamsarlık oluşuyorsa bu içimizdeki saf, küçük şeylerden mutlu olmayı bilen çocuğu fazlaca susturmamızdan kaynaklanıyordur.

İçinde hala bir çocuk saklamayı başaran herkesin BAYRAMI kutlu olsuuunn, ama en çok benim BAYRAMIM kutlu olsun, CÜNKÜ;

Çook özlemişim ben onu kutlamayı :)

***

Evde olsaydım mailler atardım herkese ama Kapadokya gezimiz vardı,bu post da geç bir kutlama oldu ama olsun varsın :)

Friday, April 20, 2007

...


Hiç durmadan akıtıyorum gözlerimden yaşları, anlık hafiflik oluşuyor kalbimde.Gözümün yaşı dindiği an kalp ağırlığını hissettiriyor yeniden.Tüm cesaretimi toplasam ve ondaki ağırlıkların tamamını atabilsem.Gitmeye hiç de niyeti olmayan yarayı deşiversem bir anda, acısına dayansam, sıksam dişimi.Sonra akıtsam dışarı iyileşmesini engelleyen herşeyi.Özenle sarsam, merhemlerle doldursam içindeki boşlukları.
Yaşama sıkı tutunsam, tüm gücümü iyilik yapmak için kullansam.Ya da O'ndan dilesem;
Çözülmeyecekse içimdeki kör düğüm benim ömrümü tüm benliğini iyilik yapmaya adayana armağan et, et ki el uzansın daha çok mahzun gönüle...

Monday, April 16, 2007

Kalbim, kurtar esaretten kendini...

Yaşamla bağımızın kopmasını istediğimiz anlar olur ve öyle zamanlarda hayatımızın geri kalanı acıların gölgesinde olur sanırız hep.Gücümüz tükendi ve sonrasına takatimiz kalmadı diye düşünürüz.Nefes alabilmek ve alamamak arasıındaki uçurum kapanır öyle anlarda, yoktur ikisi arasında fark bizim için.
Bazen içimizde gün geçtikçe derinleşmiş olan yaralarımızı hiç iyileştiremeyiz sanırız.Özenle saklarız acımızı, o kadar benimsemişizdir ki onu gitmesine izin vermeyiz, gidebileceği ihtimalini hiç düşünmeyiz.Kendi kendimize hüküm giydiririz, gönlümüzün bir yeri hep kırık hep eksiktir.

Bir gün bir el uzanır elinize, tüm acılarınızı almaya gönüllü.Yaranızı iyileştirmek ister, yaranızın oluşmasında payı olmayan birinin yarayı sahiplenmesi şaşırtır sizi.Yaşanan onca şeyden sonra bir an kaçmak isterisniz ondan, gerçek dışı gelir size yaşanan.Size uzanan eli tutma cesaretiniz kırlmıştır ya bir kez, onarmak onu zaman alır...
Kalplerde iyilik yapma gücü ve isteği taşıyabilmeliyiz her zaman.Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.Yapılan hiçbir iyilik gitmez boşa, ummadığınız anda çıkarılır karşınıza.Ve işte o anda yeniden tutunmak için sımsıkı hayata gayrete başlarsınız yeniden.Belki yavaş adımlardır adımlarınız, belki buruktur yüreğiniz ama olsun ne çıkar siz yeniden yol almaya başlamışsınızdır...
Umudun umudum olsun, yüreğine yüreğim açsın kapılarını...

Sunday, April 08, 2007

İŞTE UYANMAK İÇİN BİR SEBEP

Bugün çok aydınlık bir gündü, hava güneşliydi, balkondaki çiçekler açmıştı ama bunları görmeyi red ettim ben.Tek gördüğüm içimdeki karanlıktı.Pass ''gün aydınlık'' dedi'' bana ne dedim''.
Şu anda her yer karanlık, ama benim içimde bir aydınlık belirdi.Bugün gün yerini yeni güne bırakırken uğradı aydınlık bana.Anladım ki günün aydınlık olup olmaması önemli değil insanın içinin aydınlık olabilmesi için.
Üniversiteden arkadaşımla konuştum MSN' de, İsaril'de olduğunu söyledi.Arkadaşımın iki yaşında bir kızı var, DİLA.Birkaç ay önce Dila'yı rutin kontrollere götürmüşler, doktor kemik yapısında bir sorun tespit etmiş.Yapılan incelemerden sonra teşhis konmuş, osteopetrozis.Kemikteki yapım ve yıkım hücreleriyle ilgili bir hastalık.Tedavisi ilik nakli, zaman kısıtlı...
Dila, annesi ve babası çarşamba gününden beri Telaviv'de, umutla bekliyorlar...
Sabahları uyanmak için bir sebebim olsun diyenler, günün aydınlığından bana ne diyenler bir kez daha düşünsünler...
Ve lütfen yazıyı okuyan herkes DİLA için dua etsin, hatta arkadaşlarınızdan, eşinizden dostunuzdan dua isteyin .Dualarımızdaki sözcükler birer meleğe dönüşürmüş, ne kadar çok meleğimiz olursa, o kadar yüksek şansımız olur...
Dua selimize katılacak olan herkese teşekkür ederiz.

not;Yukarıdaki resim DİLA'nın resmi değildir.



Friday, April 06, 2007

DONSUN HER ŞER!

Herşeyi durdurmak isterdim bir süre.Kalbimin acısını, beynimin karmaşasını, umutlarımın cılızlığını.Geçmişin miras kalan sancısını, geleceğin belirsizliğini, şu anın içe dönüklüğünü dondurmak isterdim.Zamanın aklıma sığmaz acımasızlığını, insanların duyarsızlığını, çocukların erken kaybolan saflığını durdurmak isterdim.
Herşey donsun!İçimdekiler, benim dışımdakiler, dursun bir süre herşey.Kimse yanlış anlamasın , sadece bir mola isteği hepsi bu...

Sunday, April 01, 2007

Karmaşa

Kendi karanlığımda boğuyorum kendimi
İzin yok aydınlığımı görenlere
Binlerce duvar önümde
Ne dışarı çıkış var, ne de giriş içeri.
Derinlerimde bir yere saplanan hançer
Acıtmaya devam ediyor hala canımı
Akmasa gözlerimden yaş
Yüreğim taşıyamaz ağırlığını sancının
Ve yaşanmış olanın yaşanacak olana engeli
Hak değilken hiç
Ve yara sahibi mutlu olmak
Ve de mutlu etmek isterken ışık göreni
Karanlıkta kayboluş neden...?

Friday, March 30, 2007

arz-ı hal

Bu gece isterdim ki gönül kapım sadece sana açık olsun.Senin dışındaki herşeyi bir tarafa atmak isterdim.Zeynep'in gelişine duyduğum heyecanın bin kat fazlasını yaşamak isterdim.Ve günlerce düşünmek isterdim, hangi hediye mutlu ederdi en çok seni...
Hayatıma katabilsem yaşantını, ilkelerini kendi ilkem bilebilsem neler değişir bende biliyorum, belki de bildiğimi sanıyorum...
Bir ayrılık bir kalpte hangi ateşi yakar iyi biliyorum.Sevince, sevdiğimin terbiye edenim olduğunu, ona göre her halimi ayarladığımı da biliyorum.
Beni, bizi sevdiğini ilk duyduğumda çok mutlu olmuştum, gurur duymuştum sana tabi olanlardan olmaktan.Güven gelmişti içime, o gün mahzun olanlardan olmayacaktım...
Seninle ilgili her öğrendğim şey beni sana bağlıyordu, rüyalarıma gelişlerinin özel oluğunu bilmeyecek kadar saf ve duruydum.Duruluğum yerini bulanıklığa bıraktığından mı bilmem ama yeni bir gelişin olmadı sonrasına hiç rüyama.
Bu gece istediklerimi yapamadım gene.Yorgunluğuma, kalbimdeki diğer acıya, ülfete yenik düştüm .Bir hediye bile bulamadım verecek sana.
Gene de umutluyum, eksiklerime rağmen kalbimde var yine de bir heyecan.Tarifi zor, dışa yansıttığım birşey yok gibi ama kalbim bu gece başka bir duyuşla yüklü.
Sen ta o zaman bize dair cümleler kurmuşsun,okuyoruz onları ve umutluyuz.Zor zamanımızda kor ateşi elde tutmak.Ama biz biliyoruz;
sen hep bizimlesin...

Wednesday, March 28, 2007

çelişki

Gitmek istediğim diyarlar olur bazen, ait olduğum başka bir yer varmış gibi gelir; o kadar yabancı olurum içinde bulunduğun ana, mekana, insanlara.Uzun zamandan beri bana verilen donanımın çok azını kullanabildiğimin farkındayım.Hatta verilenlerin tamamını bu boyutta kullanabilmemin mümkün olmadığını da biliyorum.Gene de bu farkındalıklarım ait olamama duyugusunu aşmama yetmiyor o anlarda.
İnsanları anlayamıyorum, akıl sınırlarımı zorluyorum ama konmamış ,işte beynime bazı kabiliyetler.ANLAYAMIYORUM:
Birilerinin acı çekmesine sebep olup çok rahat yaşantısına devam edebilenleri anlayamıyorum.
Kalp kırıp hiçbirşey olmamış gibi davanabilenleri anlamıyorum.
Hassas ölçüleri anlayamayıp bambaşka sonuçları çıkarabilenleri anlayamıyorum.
Eziklik hissetmesinler diye tevazu gösterilenlerin kendilerini birşey sanmalarını anlamıyorum.
Haddini bilmeyip, gereksiz cüret gösterenleri anlamıyorum.
Kişisel bir yazıda kendine yer arama hakkı görenleri anlamıyorum.
Önce BEN diyebilenleri anlamıyorum.
Kendi gerçeğinin farkında olmayıp, küçüklüklerini karşı tarafa yükleyenleri anlamıyorum.
Yabancı kültürlerin her türlüdeğerini bilip kendi özünü bilmeyenleri anlamıyorum.
Pop yıldızlarının hayatını en özeline kadar bilip de SENİ bilmeyenleri anlamıyorum.
Fedakarlığı enayilik olarak algılayanları, karşılıksız yapılan işi değersiz görenleri anlamıyorum.
Ciltler dolusu ansiklopediye sığacak bilgileri bilip, kendini bilmeyenleri anlamıyorum.
Bildikleriyle amel etmeyenleri, özü-sözü bir olmayanları anlayamıyorum.
Maddeye takılıp manaya geçemeyenleri, akılları gözlerine inenleri anlayamıyorum.
Yapılacak bunca iş varken saçma bahaneler üretip yerinde oturanları anlamıyorum.
Çocukarı üsünden para kazanmayı düşünüp, başarısızlıkları karşısında kameralar önünde tekme tokat çullananları anlayamıyorum.
Ve tüm bu saydıklarımı çok normal karşılayanları anlayamıyorum...
Tüm alıcılarım kilitleniyor sanki böyle anlarda, boş veremiyorum ben.Ve bunca insan normal karşılarken olanları düşünüyorum, anormal olan hangimiz?

Friday, March 23, 2007

İYİ Kİ DOĞDUN


23 Mart 2006, günlerden perşembe tenefüs arası telefonuma baktığımda tam 10 cevapsız arama gördüm.Hemen anladım, birileri erken gelmeye karar vermişti.Apar topar okuldan çıktım, yolda ayaklarım birbirine çarpıyordu, yürümekte zorlanıyordum.Hastaneye yetişip o büyük ana tanık olmalıydım.Tüm araçlar sanki kendilerini o güne saklamıştı, hiç ilerlemiyordu trafik, halden anlayan yoktu.Fatih Sultan Mehmet köprüsü de hiç bu kadar uzun gelmemişti bana, normalde sonunun gelmesini istemediğim köprü bitmek bilmiyordu.Bitmek bilmeyen yolculuğum bir telefon sesiyle değişiverdi, ''kızımız oldu, teyzen oldun'' diyordu annem.Çığılık atmak istedim ama çok kalabalıktı ki otobüs.Harika hissediyordum kendimi, ünvanlarıma bir yenisi eklenmişti; teyzeydim ben artık.Koltuklarım kabarmıştı.
Hastanede Zeynep ile ilk karşılaşma anımızda hissettiklerimi tarif edemem.Kuvvetli bir bağım vardı onunla, bakmaya doyamıyordum.Kucağıma alıp ona kendimi tanıttım, benim için ne ifade ettiğini, onu ne kadar beklediğimi anlattım.Hiç sesi çıkmadı am bence anladı o beni :).
Zeynep için hayat yeni başlıyordu, herşey yepyeniydı onun için.Ben de yeniden bağlanıyordum hayata onunla, yeniden keşfediyordum herşeyi...Zaman su gibi akıp geçti, bugün takvimler gene 23 Mart'ı gösterdi.Zeynep artık bir yaşında.Minik bir sürü arkadaşı geldi doğum günü partisine, bir sürü hediyesi oldu.Bir yılda hayatımızda çok şeyi değiştirdi o, yeni heyecanlar, yeni sevinçler getirdi bize.
Bir yılda ben de çok yol aldım, yeniden anlam yükledim hayata.İçimdeki yarayı sardım, gözyaşlarımı azalttım, hüznü daha az misafir eder oldum.Sevilmeye en layık olanın kim olduğunu anladım.Ve şimdi layık olduğu şekilde sevmeyi öğreniyorum onu.
CANIM,
Öyle bir ömür versin ki O sana, hiç kimse arkandan kötü söz söyleyemesin.İnsani vasıfları hakkıyla taşı üzerinde.Güzellik adına ne varsa hepsini yaşa ama insanca yaşa.Kendiyle beraber başkalarını da düşünebilenlerden ol, düstürların O'nun düsturlarıyla örtüşsün.Çiçekleri, böcekleri, çoçukları, çikolatayı ve ayırt etmeden tüm insanları sev.Sonunda alnı ak olanlardan olmanı sağlayacak tüm güzel vasıfları barındır üzerinde.
SENİ SEVİYORUM...
Rabbim seni korusun, sevdiklerinden ol hep...

Tuesday, March 20, 2007

İSTEMEK

Dünyayla ilk bağımız, aldığımız ilk oksijen canımızı yaktığında kopardığımız çığılıktır.Ağlarız doğarken ama sonra öğreniriz ki bu dünyanın şartlarına uyum sağlayıp yaşayabilmek için gereklidir bu acı.
Ağlamamız masumiyetimize engel değildir.Doğarken en az resimdeki kadar masumuz her birimiz.Bize bakanların tüm şefkat damarlarını ayaklandırırız, umut ekeriz muhatabımız olanlara ve kalplerini yumuşatırız.Bize bakan katı kalplerde bile kıpırdanmalar olur, sevgi damlacıkları düşer çölleşmiş gönüllere.
Henüz bizi çevreleyen yanlışlıklar silsilesine kapılmamışızdır, bize ilk verilen donanımımız bozulmamıştır.O'ndan geldiğimiz o kadar aşikardır ki, belki bize bakanlar O'nu görmektedir bizde, ya da kokumuzu o kadar derin içlerine çekenler oraların kokusunu alırlar aslında.
Bebekler dile gelmez hemen,uzun zamanlarını alır ilk sözcüğü söylemek .O zamana kadar gözlerine bakar ve anlarız ne hissettiklerini.Göz temasıdır onlarla kurduğumuz iletişim yolu en çok.Gözlerde kaçış yoktur, ve ondandır bebeklerin hissettiklerimizi hissetmeleri, sözcüklerin hükmü yoktur onlarda, süslü cümlelere kanmazlar.
Seneler geçtikçe bebekliğimizin o saf , masum hallerinden eser kalmaz üzerimizde.Kaygılarımız çoğaldıkça ne kendimizi dinlemeye ne de içimizdeki O'ndan gelen sesi duymaya vakit bulamayız.Kalplerimiz katılaşır, hoşgörümüz azalır.Sorunlarla karşılaştığımızda omuzlarımız düşüverir hemen yere.İçimizi umutsuzluk kaplar, sebeplere bağalrız herşeyi, mucizelere olan inancımızı yitiririz.Yalnızlık duygusuna teslim oluruz.Gözlerimizi kaçırırırız birbirimizden, gözlerdeki anlamalardan çok sözcüklere yüklenenlere bakarız.Ve aldanırız çoğu zaman...
Şimdi ilk doğduğumuz anı düşünsek , kendi bebekliğimizi canlandırsak gözümüzde, o zamanki kokumuzu duyumsasak.Belki özümüzü ve özde bize verilenleri bulmamıza yardımcı olur bu.Kalplerimizdeki katılıkları silip, gözlerimizin umutla dolmasını sağlar.O'nunla olan bağımızı hatırlatır ve yalnızlık hissini gelmemek üzere siler bizden.Yeniden hissederiz belki O'nun korumasını ve her an bize bizden yakın oluşunu.
Hayalimizin tazeliğiyle sonra avuç içlerimizi göğe kaldırsak.İsteklerimizi dile getirsek, her sözcüğümüz bir meleğe dönüşse ve uçursak meleklerimizi göğe doğru, dilediklerimizin verileceğinden emin olarak.İstesek, durmadan istesek ve istedikçe varlığımız kıymetlense.İdrak etsek istemeyle doğru orantılı olduğunu değerimizin.
''De ki, sizin duanız(istemeniz) olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi?''.Furkan-77
not;Kendimiz için dilediğimiz her güzel şeyi bi kez daha avuç içlerimizi çevirerek göğe tüm insanlar için istesek :).

Friday, March 16, 2007

KÖPRÜ


''Bir peri olsaydım,dünayadaki tüm insanların soğuktan ve yalnızlıktan korunabilmelerini sağlamak için kalplerini birbirine bağlardım, herkesin birbirini sevmesini sağlardım'', (şarkı sözü-Rossi).
Kalpler arasında köprüler kurmak için sıvamak lazım kolları.Binlerce barikat koyuyoruz günümüzde kalplerimize ve alanını daraltıyoruz.Kalp sınırsız bir sevebilme potansiyeliyle donatılmışken biz onu sınırlandırıyoruz, gereksiz bir sürü kriter koyuyoruz sevgilerimiz için.Dar düşünüyoruz, yakınımızdakilerle yetinip uzağımızdakilerle pek ilgilenmiyoruz.Oysa kalbe yüklenebilecek sevgiye sınır koymamış hiç onu bize armağan eden.İnsan kendi bahçesini sahiplenip sevebildiği gibi koca dünyayı da kendi hanesi gibi sevebilir.
Sevme yeteneğimizi geliştirelim, uzaklarada kimler var sevebileceğimiz bir düşünelim, sevgilerimize köprüler kuralım.Aşalım aradaki engelleri, yeni kardeşler, arkadaşlar katalım hazinemize.
Kulübümdeki öğrencilerle uzaklara doğru açılalım, bir sevgi köprüsü kuralım diledik, İstanbul-Şırnak arasında.Bizden küçükleri seçtik, birer kardeşimiz daha olsun istedik.Ve abla olmak istedik sıcacık yüreklere.Bağlantı kurduk Şırnak Kız Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ile.(Bunu başarmamıza vesile olan Ahmet'e, Tuğba öğretmene ve Esma'ya-benim mektup arkadaşım teşekkür ederiz burdan).Maille sınıf listelerine ulaştık, okulda duyurular yaptık ve bir süre tenefüslerimizi bu işe ayırdık.Gelen öğrencilere listelerden isimler verdik, sıkı sıkı tembihledik zarfın içine bir tane de boş zarf koyacaksınız, bu ismi alırken onun ablası olmayı da kabul etmiş oluyorsunuz, yazmamazlık yapmayın sakın dedik.Mektuplarımızı yolladık ve beklemeye koyulduk.
Birkaç hafta sonra mutlu yüzler gelmeye başladı öğretmenler odasına, ellerinde zarflarla.Heyecanla açtım ben de gelen her zarfı, bir solukta okudum yazılanları.Sıcacık mektuplardı, öğrencilerimi abla kabul etmişti hemen kardeşleri.Satrılardan samimiyet ve sevgiyi fark etmemek mümkün değildi.Gelen mektupları görenler de katıldı sevgi selimize , tenefüsler gene gitmişti, yeni abla-kardeşler buluşturuluyordu.Ve bir mektup köprüsü oluştu şimdi iki okul arasında.
Perşembe günü kitap yolladık kardeşlerimize çok çalışsınlar, güzel şeyler başarsınlar diye.Dileriz faydamız olur bu anlamda onlara.Aynı gün bizim kitap kolilerimizi almaya gelen kargo, bize bir de paket getirdi, kardeşlerimizin görüntülerinin olduğu bir cd.Hemen konferans salonuna indik, gözlerimiz dolarak izledik.Resim sergilerindeki çalışmalarına bayıldık, okullarının duvarlarındaki renkliliği kıskandık.Ve izlerken biliyorum tüm öğrencilrimin aklında hep şu soru vardı ;
Acaba gördüklerimden hangisi benim kardeşim?
Kalpler arasında köprüler kuralım, hiç durmadan köprü arayışında olalım.Sevgimizi sunalım cömertce,sunduğumuzdan daha fazla sevgidir bu işin geri döntü bize.
PS;Mektup arkadaşı isteyenlere biz yardımcı olabiliriz var hala elimizde sevgi sunabileceğiniz sıcacık yürekler.

Monday, March 12, 2007

PEMBE DENİZ ÇİÇEKÇİLİK

Çiçeklere olan düşkünlüğüm çoçukluk yıllarıma dayanır.Çiçek sevgisi de doğuştan verilen özlliklerden biridir diye düşünürüm bazen.Bizim genlerimizde var çünkü çiçeklere özel alaka.Anneannemin bahçesinde her çeşit çiçek olurdu, köydeki en güzel bahçe onundu.Birçok komşu ondan tohum almaya gelir ve bahçedeki sıra dışı çiçeklerin isimlerini öğrenirdi.Her mevsim farklı çiçekleri konuk ederdi anneannemin bahçesi.Eğik başlı laleler, sümbüller, zambaklar, güller,kardelenler gelir geçerdi her yıl onun bahçesinden.
Annem de anneannemden almış olmalı çiçek sevgisini, evimizdeki saksi çiçeklerini gören ikaz etmek zorunda hissederdi bizi;''Aman gece bu odada uyumasın kimse, gece odadaki oksijeni bitirir bunlar''.Annemin en kıymetli varlıklarından biridir çiçekleri( şimdi Zeynep'ten kıymetlisi yok ), taşınma sırasında bir tek çiçeklere bir şey olup olmadığı ile ilgilenir o.
Babamın anlattığına göre benim çiçek sevgim çok küçük yaşlara dayanırmış, parka her götürdüğünde tek istikametim parklardaki çiçekler olurmuş.İşim olmazmış pek salıncak ve kaydırakla.Okul çağına geldiğimde de gözüm hep bahçeli evlerin çiçeklerinde olurdu benim.Onlara bakıp sık sık düşünürdüm acaba anneannemin bahçesinde neler açmıştır şimdi
diye.Köy ormanında kendimi kaybederdim çalılıkların arasından menekşeleri koparacağım diye.Harika demetler oluştururdum kır çiçeklerinden.
Üniversite yıllarımda harçlığımın büyük kısmını çiçeklere harcadım, üzgün gördüğüm yüzlere bir buket çiçek ya da bir kırmızı karanfil alırdım, üzerine de umut dolu küçük bir not iliştirirdim.Dağıttğım buketler kadar çok buket sonra bana da uzattı sevgi dolu kalpler (Ama Eskişehir'deki hiçbir çiçekçi satışların artamasını bana bağlamadı).
Öğretmenliğe ilk başladığım yıl çiçeklerle ayrı düştüm, kesme çiçek kavramıyla (yapma çiçek) tanıştım, çok ama çok üzüldüm.Üzülüyordum ve kendime buketler alamıyordum.Ve bu ayrılık çok şeyime mal olacak yanılgılara düşmeme neden oluyordu...
Hayalleri vardır hepimizin farklı farklı.Ben de uzun bir aradan sonra hayallerimle buluşuyorum ve şükrediyorum, hayal hayata tutunmayı sağlıyor çünkü.Hayallerimden biri bir çiçekçiyle evlenmekti eskiden, ama hiçbir çiçekçi bu teklifle çıkmadı karşıma :).Sonra çiçekleri seven biri olsun bari dedim ve anladım ki çiçek almak yetmiyormuş narin kılmaya çiçek veren kalpleri.
Çiçeklere kırıldım belki biraz o dönemde ama şimdi eskisi gibi aramız.Ve birgün bir çiçekçi dükkanım olacak, menekşeler, inci çiçeği ve laleler baş tacı olacak dükkanımın.Üzgün yüzlerde tebbessüm oluşturmak için alınan çiçeklere %50 indirim uygulanacak.Dükkanın vitirinine benim gibi iştahla bakıp parası olmayanlara bir kırmızı karanfil verilecek, bir tebessüm karşılığında.Kır çiçeklerini tanıtan broşürler hazırlanacak ve her müşteriye verilecek.Siparişle gönderilen çiçekleri teslim ederken sahibine, çiçeği alanın yüz ifadesi fotoğraf karesine alınacak ve gönderene hediye edilecek.Çiçekçi dükkanının adı PEMBE DENİZ olacak.
NOT;Hiçbir çiçekçi hayallerimden çalıntı yapmasın lütfen.Hayallerimi gerçek kılma hakkı sadece bana aittir, DUYURULUR :).

Wednesday, March 07, 2007

İçimdeki bahar ya da nazar...

Bahar geldi, pazar günü saatlerimizi de bahara göre ayarlayacağız.Güne bir saat erken başlayacak herkes, gündüzlerimiz uzun, gecelerimiz kısa olacak.Aydınlık daha çok eşlik edecek bize, güneş daha uzun süre ısıtacak kalbimizi.
Aydınlık en koyu karanlıktan sonra gelirmiş, ben bunu hakkel yakin bildim :).Aydınlanıyor benim de ruhum, hoş görüyorum pek çok şeyi ama başta kendimi.Şarkıda da dediği gibi, hoş görüyorum, affediyorum, unutuyorum ve öyle ferahlıyor ki içim.
Ve anlıyorum, bir kez daha inanıyorum herşeyin sırrı bir nazarda gizliymiş, tüm muammaların cevabı küçüçük bir bakış açısında saklıymış meğer.Güzel düşünen hayatında lezzet alabilirmiş.Nazarımı terbiye ediyorum, o değiştikçe benim de içimdeki karanlık gidiyor, geriye aydınlık kalıyor.
Kalemi kağıdı seviyorum, küçük notlar yazmayı, her umutsuz yüze nazarla ilgili sırrımı fısıldamak istiyorum, tüm karanlıkları savmak ve aydınlatmak tüm ruhları.Seviyorum, sevdiğimi hissediyorum yeniden çiçekleri, çocukları, insanları ve HAYATI :).
Işığımız ısımız daha uzun süre eşlik edecek bize, belki de kararmasına izin vermeyecekler ruhumuzun, savacakalr içimizdeki gölgeleri.Gözlerimiz çiçek sergilerini izleyecek yol kenarlarında, parklarda, bahçelerde.Üzerimize ağırlık yapan kabanlar yerini hırkalara bırakacak.Faturaların kabarık gelme endişesi duymadan ısınabileceğiz.İçimizdeki duygular dinginleşecek.
Ve sizi bilmem ama ben şunu bileceğim ki tüm bunlar, tüm bu değişiklikler BENİM için.Bunca düzen, dizayn, ışık ve ısı ayarlaması BENİM için.Güneşin doğup batması, havadaki ısı, çiçeklerin kokusu ve rengi hepsi benim için.Ve elbette SİZİN için.Çünkü BİZ en nazlı misafiriyiz bu kainatın.

Bugün en çok Ajda Pekkan'nın Hoş Gör Sen şarkısnı seviyorummm ;

Hoş gör sen, affet gitsin aldırma,
Büyüklük sende kalsın sonunda,
Sen sarıl o sana sarılmazsa,
Sen unut unutmazsa...

Sunday, March 04, 2007

GÖÇ

Tam onyedi bahar geçti ben çiğdem çiçeklerine dokunamayalı.Tam onyedi bahar geçti kır çiçeklerinden uzakta.Ve hiç anlatamadım ki ben içimdeki buruk özlemi.Özlenecek o kadar çok şey oldu ki 89'daki Bulgaristan göçünü yaşayanların hayatında...Anne, baba ve kardeş özlemleri yaşarken diğerleri doruk noktada, çiçeklere olan özlemimi bir kendime mırıldanabildim ben.
Dinginleşmemi sağlayan en özel anlarımdı benim bahar ayları.Anneannemin beni köye davet edişi bir başka olurdu baharda, gelişimi çabuklaştırmak için olsa gerek baharın başında bile menekşeler ve çiğdemler geçmek üzere derdi hep.
Kırk dakikalık köy yolu bitmek bilmezdi, ne çok özlerdim köyü.Şehir hayatına ait olamamıştım bütünüyle ben hiç, ılginçtir köy çocuklarından biri de olamıyordum , ikisinin karışımıydı ben.
Otobüsten indiğimde koşarak giderdim anneanneme, hiç aldırmazdım arkada kalan anneme ve kardeşime, ilk sarılan ben olmalıydım ona.Anneannem, hep aynı özlemle beklerdi, aynı sıcaklıkla. Ve ben o zaman da farkındaydım;NE ÇOK SEVERDİ bu kadın bizi.
Sabah ilk işim dedemin ya da anneannemin peşine takılıp ormana gitmek olurdu, kaybolurdum kır çiçeklerinin arasında.Yaradan en güzel kır çiçeklerini Balkan topraklarına serpiştirmiştir bence.Kocaman buketlerim olurdu kısa sürede, anneannemin evindeki boş kavanozlar sayısız vazolarım olurdu, evin içi mis gibi kokardı.Komşular bilirdi çiçeklere olan düşkünlüğümü, eve dönüş yolunda tebbessümle bakarlardı yüzüme.En mutlu olduğum anlardandı o anlar, ve yaşarken o anları tekrarının olmayacağını hiç aklıma getirmemiştim.
Şimdi kır çiçeklerine olan özlemimi web sayfalarında gideriyorum, arama motorlarına isimlerini bildiklerimi yazıyorum ve dalıyorum ekrandaki resimlere.İsimlerini bilemediklerimle özlemimim ise hafızamın bana sunduğu karelerle gideriyorum.Mart çiçeği vardı bizim köyde(biz öyle derdik ona), çok kişiye tarif etmeye çalıştım bilen çıkmadı, arama motoruna da anlatamadım ki ben derdimi.İnce uzun gövdesi vardı bir de sarı minik çiçekleri, bulgarcası iglika idi.Neyse zaten resmini görseniz de sanırım o sadece bana çok şey ifade edecek.
Çiğdemler de benim özel olan köy çiçeklerimden, resimde gördüğünüz çiçekler bizim köyün ormanında öyle çoktur ki.Çok narindir çiğdem çiçeği, yaprakları çok kolay zedelenir, sıcaklar narin bedenini hemen soldurur.Ve şimdi küresel ısınma varken, nasıl kalmayı başarmıştır dik ve onurlu toprağın üstünde?
Çok güçlü bir kalemim olsa,Bir göçün hikayesini anlatabilsem size.Yer olmayacak ama benim hikayemde göçün siyasi nedenleri, sonuçları ve ekonomiye olan etkilerinden.Hikayemde ne mi olacak ?Göçün öğrettiği özlem ve ayrılık acısı, gidip de dönememek, dönüp de bulamamak neymiş, sadece bunları anlatacak.
Anneannecim, öyle çok özledim ki ben seni :(.

Wednesday, February 28, 2007

TANIMSIZ


Masumduk çünkü
Hiç deneyimimz yoktu ki bizim,
Yaşadığımız herşey ilkti ,
VE
Hiç kestirememiştik kaybedeceklerimizi,
Hiç ummamıştık hüznün bu kadar derinini,
Gelmemişti hiç aklımıza sonunda başa dönebilme isteği duyabileceğimiz,
Kestirememiştik ne yöne savrulacağımızı,
VE
Öyle toyduk ki biz,
Deneyimlerimizin hayatın ta kendisi olduğunu hiç anlayamamıştık...

Sunday, February 25, 2007

OL!

Maddelerden örülü binlerce duvar varken önümde, ruhumun sınırsızlığını algılamaktan güçlük çekiyorum.Ne olurdu kimse iki kere ikinin dört ettiğini öğretmeseydi bana.Keşke kimse sonuca gitmek için gerekli olan formülleri dayatmasaydı, sonuca nasıl gideceğime ben karar verseydim.Keşke kaidelerden çok istisnalaradan söz etmiş olsalardı zamanında.Beynimin algılama gücünü bu kadar sınırlandırmasalardı keşke.
Sebeplerin var olma sırrına dair ipuçlarını daha önce anlatsaydı birileri.''KÜN FE YEKÜN'' kulaklarıma daha önce ulaşsaydı.Duygularımın ve hislerimin emrime sunulmuş birer asker olduğunu bilseydim önceden.Öğretildiği kadar çok sınırımız olmadığına inansaydım, içimdeki potansiyelin sınırsızlığını algılamakta bu kadar zorlanmazdım şimdi.
Sınır konmamışken bana, yaşadıklarım ve öğrendiklerim farkına varmadan demir parmaklar örmüş ruhuma.Oysa konmamıştır hislere, duygulara sınır.
Sır içimde saklıdır benim.Kim bilir engellerimi aşıp sırra erince birgün ,deniz üstünde yürümenin zevkini anlatırım size :).
İçimizdeki gücü keşfedebilme dileği ile...



Friday, February 23, 2007

İŞTE BEN YA :)



Gözlerimin önündeki sis perdesi aralanıyor yavaş yavaş.Meğer ne çok faaliyet olup bitiyormuş etrafımda.Herkeste bir koşuşturma, herkeste bir telaş, herkes tutuyor yaşamın bir ucundan

Görev dağılımlarımız farklı, kimimiz kaldırım taşlarını diziyor tek tek uyum içinde, kimimz yol kenarlarını yeşillendirmekle vazifeli, kimimz hayat kurtarıyor, kimimiz insan yetiştirmeye çalışıyor...

Bitkilerde de faaliyet erken başladı bu yıl, bahar geldi, kar gelmedi gelmeyecek sanırım İstanbul'a.Mevsim normalleri kavramını, küresel ısınmayı ve yaptığımız tahribatın neticelerini daha iyi algılamaya başladım.

Bende de hayat emareleri başladı bu ara.Bugün fark ettim kahakahalar atarak gülebiliyormuşum hala hem de karnıma ağrılar girene dek(Ödüm kopmuştu oysa bunu bi daha hiç yapamayacağım diye) .

Ve gene bugün farkına vardım, ben kendimi bağışlamayı başarıyorum, barışıyorum kendimle, yaşadıklarımla.Adımlar atıyorum, yola çıkıyorum yeniden, bu sefer daha eminim kendimden, daha deneyimli ve kendimi önemsemeyi bilerek yol alıyorum.Sendelemelerimin tek sebebi ise düşük kan sayımı sadece :).O da olmasa kim tutardı şimdi beni.

Sıkı tutunmak lazım hayata, sıkı tutnamayan herkese el uzatmak lazım.Dünyayı daha yaşanılır kılabilme gayesi güdenlerin hele toparlanma süresi çok kısacık olmalı.Yapacak çook ama çoook işleri var çünkü onların.

Çocukları, çiçekleri, Zeynep'i,çikolatayı, kitapları, müziği, çılgınlık yapmayı, bloglarda dolaşmayı, hüzünlü yüreklere dokunmayı, öğrencilerimin sıralarına sürpriz notlar bırakmayı, çılgın arkadaşlarımı ve inasanları seviyorum (şimdilik biri hariç ama ).

Kimse kıskanmasın , tüm bu sevdiğim şeylerdeki sevgimin toplamından çok sevdiğim biri var.Her an yanımda, her yöneldiğimde bende.Tüm vefasızlığıma rağmen O bir an olsun çekmedi rahmet elini üzerimden.Alevli gecelerde uyku girmezken gözüme bir O dokunabildi yanan yüreğime.Ben SENİ layık olduğun gibi sevemiyorum henüz biliyorum, öğreniyorum ama inan bana.Ve Sen' den olan herşeyi de sevmeyi diliyorum.

Vefa örneği gösteren herkese topluluk içinde teşekkür ederiz biz, farkında olduğumuzu belli ederiz bizim için yapılanların.Herkes bilsin işte;

Tüm zerrelerimle SANA teşekkür ediyorum.

Ben beni bıraktığımda SEN beni bırakma ALLAH'ım.

AMİN

not;İki arkadaşım var, yünler ellerinde durmadan örüyorlar.Şiddetle tavsiye ettiler bana da, herşeye iyi gelir dediler, üzüntü falan yok olur dediler.Ben yapamadım ama belki siz yaparsınız.Onlarda gerçekten çok işe yaradığını gözlerimle gördüm ben :)).

Monday, February 19, 2007

adım bir; kendine bakma


Kendini dinlemek, içte haykıran ama hep susturulan duygulara kulak vermek ben gibi kendini ihmal etmişler için zordur.Başkalrını düşündüğümün çeyreği kadar kendimi düşünebilsem keşke.Sanırım yetenek meselesi bu, bende doğuştan yok.Yeni yeni öğrenmeye çalışıyorum, kendimi korumayı, kendimi incitmemeyi,kendi isteklerime kulak vermeyi, kendime haksızlık etmemeyi.Ve çok ama çoook zorlanıyorum, çok yavaş öğreniyorum, başka konulardaki zekam burda sanki yok oluyor.
Düşünüyorum, etrafımdakileri yıllarca nasıl kollayıp sevdiğimi, sonra kendimi benden ayrı bir birey gibi düşünüyorum(hani ben dışındakilere iyi bakarım ya), kendime sahip çıkmayı deniyorum.Zor ya kim ne derse desin, benim için zor bir iş bu.Herkesin kendinde hiç çaba harcamadan barındırdığı en temel duyguları ben neden edinmek zorundayım?Ama haksızlık bu !(tweety).
Bugun evime geldim, herkesten çok benim dinlenmeye ihtiyacım vardı ve uzandım.Dinlendim, evin sessizliğini dinledim, yüreğimin acımasına izin vermedim, anneannemin hediyesi yün rodop battaniyesini örttüm üstüme.Yüreğimi üşümekten korudum, ve ısıttım tüm bedenimi.Israrla kapımı çalan acıyı def ettim, hayalin azıcık ucundan tuttum.İçimdeki sese kulak verdim biraz ve inandım;
budanmış olsa da tüm dallarım, öz benim içimde saklı,
ve her bahar nasıl yeşeriyorsa tüm ağaçlar,
benim de baharım gelecek, yeşerecek benim de dallarım...
Hem zaten çok ayıp ederim bunu başaramazssam, küresel ısınma papatyaların açma mevsimini bile şubata taşırken, en sıcak ocak bu yıl yaşanırken, benim yüreğimin hala buz tutuması ayıp hem de çok ayıp.Huzurunuzda kendimi şiddetle kınıyorum.
Hem hiç değmezmiş ki ya....
PS;Bloglarda yazan arkadaşlar, dolanıyorum satırlarınızın arasında ve mutlu oluyorum çoğunuzun varlığından.Tanımıyorum , tanımıyorsunuz ama ben o satırlarda dolanırken böyle sıcacık oluyor içim, iyi k diyorum varlar.Sevgiler...

Friday, February 16, 2007

BANA ÖZLEM


Tıpkı eskiden çook eskiden olduğu gibi içimde pembe çiçekler açsa, tüm hüzünleri bir karanfil ya da bir buket kasımpatı alarak kendime savabilsem içimden.Çocuklara bakmak yeniden güç verse, hayata sımsıkı tutunabilmek için.
Çılgınca şeyler yaparak, (sadece benim ve etrafımdakilerin bildiği anlamıyla) manyak sıfatını taşıyabilsem üzerimde zaman zaman.
Biriktirdiğim acıları atabilsem bir tarafa ve hiiiç anmasam yaşananları, silinip gitse beynimden yaşadığım her kırgınlık.
Kabz hali bir son bulsa, ferahlasa kalbim...
Eleştirilerden sadece hak ettiklrimi alsam üzerime, üzerime yüklenen ama bana ait olmayan yükü atsam artık üstümden.İçimde kalıp kalbime ağırlık yapan ne varsa çkıp gitse artık benden.Ben yitirdiğim BENi bulsam ve hiç bırakmasam artık kendimi...
Mutluluk, neşe, umut, sevgi, güven, azim bana en yakın sözcükler olsa.
Tutsam bir eli ve dünyayı kurtarma hayalleri kursam...

SEN, bana benden yakın olan, beni benden iyi bilen, beni benden çok sevensin, vefasızlığımı bağışla.Yanılgımın bedeli ödenebilir mi bilemem.Adaletine değil merhametine sığınıyorum.
Seni sevmeme izin ver, kalbimdeki yerini genişlet,beni sev, beni bana sevdir, beni sevdiklerine de sevdir...
Ve biz sınama için burada olanlara yardım et. SEN den gelen her fısıltıya açık olsun gönlümüz...
Biz bizi bıratığımızda, SEN bizi bırakma !

Monday, February 12, 2007

tanımsız

Bir fırça yapıp elimi,
Bir yüzdeki yılların oluşturduğu tüm çizgileri dümdüz edebilsem,
Sonra bir çift gözün içine dokunsam,
Hüznü silip, umut çizssem gözbebeklerine,
Gözlerdeki matlıklara değse fırçam ve parlaklığı miras bıraksam onlara...
Üşüyen yanlarına güneşler çizssem,ısınsa yüreği
Yüreğinin sıcaklığı dışa yansısa, bakıp ısınsam ben de...

Friday, February 09, 2007

asr

Otobüsün tüm süratine, beynimin yorgunluğuna ve de kalbimin kırklığına rağmen seçebildim onları asfalta paralel ilerleyen yeşil alandan.
Aylardan şubattı ve şubat ancak karı ve kardeleni ağırlardı saltanatı süresince.Bir yanlışlık olmalıydı bu işte, gözlerimi otobüsün penceresine yaklaştırdım iyice, hiç aldırmadım burnumun otobüsün kirli camlara yapışmasına.Yol kenarındaki toprak alanda papatyalar serpilmişti, yanılmıyordum işte.
Zamansız gelmişlerdi papatyalar bu yıl, tıpkı benim dünayay gelişimin zamansız oluşu gibi.Zamansız göz açmak dünyaya ne zordur oysa.Zamansız gelişler sevinçten çok telaş ve burukluğu getirir beraberinde.Etrafınızdakiler endişelenir, hayata tutunup tutunamayacağınızdan,şartlara uyum gösterebilecek dirençte gelmemişsinizdir çünkü geldiğiniz mekana.
Aşklar da sabırsızdır bazen, onlar da zamansız çalar kapınızı ve zamansız yaşanan her aşk tüketir onu içinde taşıyanları.Onlarla birlikte tükenir o da, geriye hüzün kalır yadigar.
Zamansız söylenen sözler geriye dönüşü olmayan kırınlıklara neden olur, sözün zamanı değildir çünkü o an.Ve zamansız acılar kaplar yüreğinizi, hiç zamanı değildir acının sizce ama gelmiştir işte öyle...
Vakti girmeden eda edilen vazifenin de bir kıymeti yoktur, öğle vaktini ikindi kılmanız mümkün değildir çünkü. Kuraklık zamanı gelmeden yağmur duasına çıkmazssınız, hasta olmadan şifa bulmak için açmayız ellerimizi.
Asrımızda herşey zamansız, ya önce ya da sonrasını yakalıyoruz olması gereken zamanın.Ve seneler geçtikçe zaman neden daha hızlı akmakta?Ve neden asra yemin edilir kutsal kitapta?Hiç düşündük mü neden hüsrandadır insan ve nedir hüsrandan korunmanın sırrı?
Papatyaların en az benim kadar direnç göstermelerini diliyorum değişen hava koşullarına.
Gerçi erken gelmenin bu dünyaya vardır her erken gelene bıraktığı bir miras...
Ve hepimiz adına diliyorum, hüsranda olanlardan olmayalım, olmamak için elimizden geleni yapalım...

Tuesday, February 06, 2007

TATİL



Tatildeyim...Elimde çanta geziyorum, özlem gideriyorum eski dostlarla.Gerçek bene dair ipuçları topluyorum her birinden.Üniversitedeki yüz hatlarımı koruduğumu öğreniyorum bir dosttan, içim bir hoş oluyor, aynaya bakıyorum gururla ve fark ediyorum, yok yeni çizgiler yüzümde.
Eski bene yaklaştığımı fark ediyorum, kendimi korumayı öğreniyorum.Hak etmeyene değer vermemeyi başarıyorum...
Eski aşkların gizleri su yüzüne çıkıyor, yıllar sonra alıyorum soruların cevaplarını ve sadece bir tebessüm oluşuyor dudaklarımda.Ve teşekkür ediyorum gıyabında en eskiye, verdiği değer ve öngörüsü için, acıdan koruyup hiç başlamadığı için.
Arkadaşlarımın çoçuklarını seviyorum, yılların neler getirebileceğini fark ederek insan yaşamına.Dostların hayatlarından haberler alıyorum, hayatın herkesi farklı sınadığını algılıyorum.Ve inanıyorum ki vardır yaşamın herkes için güzel sürprizleri...
Kendimi tanıyorum yavaş yavaş, kendimi bağışlamayı öğreniyorum, umut ekmeyi deniyorum yeniden içime.Çiçekleri seviyorum yeniden...
Ve yeni hayaller kuruyorum, kalbimde yer açıyorum gelecek olana...
Bu tatil dost ziyaretlerine ayrılmıştır tarafımdan, ve ne çok şey buluyor insan kendine dair dostlardan.İyi ki varsınız hayatımda ve iyi ki ben de ben olarak varım kendi hayatımda.
SİZİ SEVİYORUM...

Thursday, January 25, 2007

taşınmak ya da kendini taşımak...


Taşındım, eşyalarımı taşıdım, çiçeklerimi, balıklarımı,kitaplarımı ve kendimi...Kitaplarım yeni rafları mesken tuttu kendine.Koltuklarım pembe halılarn üzerine kuruldular.Balıklarım renk uyumundan pek bir memnun.Lale saksılarm cam onune rahat rahat kuruldu, dusme korkusu yok onlarda artık.Musluklardan akan sıcak su, su boruları da pek bir memnun halinden.Elbiselerim yepyeni gardolaplarda, sere serpe kırışma korkusu olmadan kasılmakta.Tabak çanaklar turuncu cici dolaplarda.
Ben daha ferah, sıcak ve sevimli bir evde yaşamaktayım şimdi.Bedenim evin her türlü konforundan faydalanmakta.Gelen misafirler daha mutlu eve gelişlerinden, ben daha mutluyum gelen misafirlerin artışından...
Yeni evim yeni umutlara, yeni iyiliklere, yeni güzelliklere vesile olur inşallah...
Ve ruhuma ev sahipliği yapan bedenim de yeniler dilerim kendini, umutla, sevgiyle ve iyilik yapabilme gücüyle...

Monday, January 15, 2007

BANA

Tükendiğini düşündüğün, diplere daldığın ve oksijenin senden çok uzakta olduğunu düşündüğün anlarda, göklere merdiven kuaracaksın...
Başını göğü görmek için yukarı kaldıracaksın.Omuzlarını yerçekimi kuvvetinden böyle anlarda kurtaracaksın.Gözlerini göğün mavisine böyle anlarada bırkakacaksın ki süzülmesin o damla onlardan.
Güneşin ışınlarına böyle anlarda ev sahipliği yapacaksın asıl.Yüreğin en çok üşüdüğü anlardır onlar çünkü.Hakiki Güneş'inin sana dokunmasını hissedecksin, ışınların okşamasıyla seni.Böyle anlarada bir günebakan olacaksın.VE yüzünü daim olana döneceksin, terk edilmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla...
Hayallerin peşinden böyle anlarda sürükleneceksin.Gerekirse tüm dünayayı kapsayan hayalleri böyle anlarda kuracakasın.Sevgi ve hoşgörü şovalyeliğine böyle anlarda soyunacaksın.Hayale tutunacaksın,bu hayatla bağın olacak.
''Vermek istemeseydi, istemek vermezdi'' cümlesine en çok böyle anlarda inanacaksın.Ve isteyeceksin, içten, korkusuz, umutlu,zayıflığının bilincinde olarak.İsteye isteye, adım adım merdiven kuaracaksın göğe.Tek tek çıkacaksın kurduğun merdivenin basamaklarını.Gittikçe yükseleceksin...
Kendini böyle anlarda seveceksin, her zamankinden çok.Sevginle saracaksın kırgınlıklarını.Sevgin diriltecek özdeki seni.
Zorluklara inat böyle anlarda daha sağlam basacaksın yere.Tebessümü böyle anlarda konduracaksın dudaklarına.
VE inanacaksın, HAYAT GÜZELDİR, böyle anlarda bile...
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
.................................
Kırk defa söyleyeceksin gerekirse ve sonunda inanacakın;

HAYAT GÜZELDİR

:) :) :)

Friday, January 12, 2007

dilek


Kalbimi çıkarıp yerinden, sunabilsem eline.Serin, berrak sularla yıkasan onu.Masiva çekilse aradan, sevgin tahtını kursa kalbimde.Yanmalarımın izi silinse, acidan eser kalmasa artık yüreğimde...
Kırgınlıklarım sarılsa, hayallerim olsa yeniden.İyiliklerim göğe merdiven dayayacak kadar çok olsa.Hatalarım bir bir silinse, iyiliklerim ağır bassa.Bedeli ödenip bitse yanılgımın.Gözyaşlarım uğruna akıtılması gerekenlere aksa.İçimdeki yangın dinse, yangından arınmış kalbim bir tüy hafifliğinde olsa.
Yaşamak, senin için olsa.Mahzun gönüllere uzansa ellerim, kendi mahzunluğumu atsam bir kenara.Dokunsam tek tek mahzun yüreklere, her dokunuşum affına vesile olsa.
Verdiğin hayat armağanını sevsem, sımsıkı tutunsam ona.Yaratılış gayemin hakkını verebilsem.Gelişimde sana aydınlık olsa yüzüm...
Biliyorum tüm iyilikler senden, kötülükler bendendir.Biliyorum sebepler benim için sadece, sen OL dersin oluverir.Gönlümden geçenleri benden iyi bilensin. Merhametini diliyorum,hafiflet yüreğimi, içimi aydınlat, iyiliklerimi çoğalt, kusurlarmı bağışla.
Sevdiklerinden olmayı lütfet hepimize...
AMİN

Wednesday, January 10, 2007

Kalan



Tüm yanlışlar bana, doğrular sana kaldı,
Tüm sevmeler senin, tüm sevilmeler benimdi,

Özveriden arta kalan yorgunluk sana,tembellik acısı bana kaldı,
Vaatlere inanmak benim, vaadlerden dönmek senindi,

Tüm pembe diziler bana, belgeseller sana kaldı,
Tüm zorlar senin, kolaylar benimdi,

Güzel meziyetler sana, eksikler bana kaldı,
Affetmeler benim, bağışlamamak senindi,

Tüm hayaller sana, hayal fakirliği bana kaldı,
Öfkeyi dillendirmenin hafifliği senin, içe atmak herşeyi benimdi,

Hayat bulmak sana, ceset olmak bana kaldı,
Yeni sevdalar sana, özlemler bana kaldı,

Gidiş sana, bekleyiş bana kaldı...

Monday, January 08, 2007

Masallarım, yoksa siz mi...?

Masal diyarında büyüttüm ben yüreğimi.İyiliğin daima galip geldiğine sonunda, ta o zaman inandım.Kendini korumuyordu hiçbir masal kahramanım, iyilikler taşımak kalplerinde ve uzak durmak kötülüğün olduğu herşeyden onların koruyucusuydu.Kahramanlarım çok acı çekseler de sonunda mutlaka kalıcı mutluluğu elde ediyorlardı.
Kül kedisi değil miydi sonunda prensine kavuşan hem de hic ayakkabıyı giymek için öne atılmadan?Peki, ya çirkin ördek?Onca horlamadan ve üzüntüden sonra kuğuya kendiliğinden dönüşmemiş miydi?Sudaki aksini görünce hayretler içinde kalmıştı...
Pamuk Prenses'i uyurken bulmamış mıydı prensi?O derin uykudayken kondurulmuştu öpücük dudaklarına.Büyükannesinin karnından kurtulmak için Kırmızı Başlıklı kız ne yapmıştı acaba?
Kendimi korumayı hiç öğretmedi bana masallar.İyilik yapmayı hedefime koyup, iyi seyler yapmak kalkan olur bana sanmıştım.Dışarıdan gelecek her kötülük iyiliğik kalkanıma çarpıp geri dönecekti.Üzüntüyü doruk noktada yaşarken inanırdım, son güzel olacaktı...
Şimdi hüzün denizlerinin ortasındayken, yalnızlığım her yanımı sarmalamışken, ateş gelip kalbimi mekan edinmişken ve akan gözyaşlarım o ateşte hükümsüzken,sonun güzelliğine olan inancımı yitirmişken, kaybettiğime inanmışken savaşı, yeni masallar okumak için çook büyümüşken, tutunacak nelerim kalmıştır ki elimde?

Sunday, January 07, 2007

Eğer varsan...

Bir ezgi tanıdık, eskilerden, yıllar öncesinden, göç öncesinden...Notalar hafızamın hangi tuşlarına basmakta dinlerken bu şarkıyı, hem göç öncesi hem de göç sonrasına aynı anda nasıl götürebiliyor hafızam beni?Özlemlerim dolanmakta birbirine.Ayırdına vardığım en belirgin özlemim ,ANNEANNEM .Ne çok özledim seni, gidişin dönüşü olamayanlardan.Ve söyeleyemediklerim sana hep oratya çıkıyor dönem dönem.Biliyorum ama geçici ayrılık bizimkisi.Kavuşma anımız olacaktır mutlaka,vaad eden kavuşmamızı vaadinden hiç dönmez çünkü, inanıyorum...
Göç sonrasından kalan özlemlerimden biri, seni tüm kalbimle gitmeye davet ediyorum benden.Hak etmiyorsun cünkü bulunmayı bende.Dilerim gidişin dönüşü olmayanlardan olur, ne burada ne de ötelerde.
Evet, bir şarkı ve düşündürdükleri, kolları sıvayalım ve tercüme etmeye çalışalım bakalım;

Eğer sen varsan bu dünyada,
Kuşlar olacak tenha gökyüzünde,
Eğer sen varsan bu dünyada,
Bir tekne olacak karanlık denizde,
Eğer sen varsan bu dünyada,
Alev olacak soğuk günlerde,
Eğer sen varsan...

Eğer sen bu dünayda yoksan,
Kalbim kuşlar için bir parça ekmek olacak,
Eğer sen bu dünayda yoksan,
Gözlerim aşka birer ceset olacak,
Eğer sen bu dünyada yoksan,
Canımdan seni ben var edeceğim,
Eğer sen yoksan...

Not;'Eğer varsan' filiminin şarkı sözlerinden.Söz yazarı;İLİA VELÇEV

Thursday, January 04, 2007

medet


Ateşin yakıci olma özelliğini yitirdiği anlar vardır.Bıçağın kesme hükmünü yitirdiği anlar olmuştur.Deniz suyunu yol yapmıştır üzerinden geçilmesi istenen yolculara.Masumiyetini ispat etmek için bir kadının, bebek dile gelmiştir.Ay ikiye yarılmıştır yeryüzünden uzatılan bir parmak işaretiyle.An içine saklanmıştır şimdiye kadar yapılan en uzun yolculuk ve o anda görülmüştür tüm sırlar bir arada.Dilendiğinde hüküm yitirmeye makumdur tüm hüküm yüklenilenler...

Hükümsüzüm;

Sözcüklerim hükmünü yitirdi, ne söylesem faydasız, çıkan her sözcük karşımdakine çarpıp bana dönmeye mahkum, bende kalmaya yazgılı.

Gözyaşlarım hükümsüz, ıslattıkları sadece benim yanaklarım, acıyan gözler sadece benimkiler...

Çağrılarım hükümsüz, duyan onları sadece benim kulaklarım,çağrı karşısında hiçbirşey yapamama acısı da sadece bende.

Su benim elimde yitirdi hükmünü, alevlerimi söndürmede hükümsüz su.Yürek, cayır cayır. Su etkisiz ve sessiz.

Ben hükümsüzüm, yangınım hükümlü sadece her zerremde.Yanmakta olanın yok bir nihayeti,dayan, dayan, dayan...

Kalan bana beklemek ateşin emir altına girip hükmünü yitirmesini.Bir gün bir emir de ötelerden benim için gelse ateşe, ateş serin ve selametli olsa bana da...Bende hükmünü yitirenler hüküm bulsa, hükmü olanlar yitirse hükmünü.

Wednesday, January 03, 2007

...


Işığımızı hiçkimseye göstermek istemediğimiz anlar olur, hatta kendimize bile.Ne dışarı ışık veririz ne dışarıdakı ışığı içimize alırız...Tüm kapılar kapalıdır.Ne dışarıya çıkmak mümkündür ,ne de dışarıdan almak içeri birilerini...
Kilitleri açabilmek biz dışındaki herkes için dünyanın en kolay işidir.Oysa biz ne kapının bizim kapımız olduğunu fark ederiz ne de kilidin bir tek bizde olduğunu.Sadece bizi acıtanlarla sürdürmeye devam ederiz varlığımızı, ağır ağır da olsa geçeceğini bilerek herşeyin...

Sunday, December 31, 2006

İYİ BAYRAMLAR...

MUTLU BAYRAMLAR!
MUTLU YILLAR!

Gidenler gelmeyeck hiç geri.Ne geçen yıllar, ne eski bayramlar, ne de göçüp gidenler...
Geçmişin elemi gider lezzeti kalır geri, nostaljinin kaynağı bufur işte.Gelecek olanlar da eskiler hanesine yazılmaya yazgılı olarak gelecek hayatımıza...
Geçiciliğini bilerek karşılayalım gelecekleri, geçişten edindiğimiz tecrübeleri katalım yaşamımıza.Ve bilelim bu günlerin de elemi gidecek geriye lezzeti kalacak.
Hep umut olsun içimizde, hayallerimiz olsun, hiç ara vermeyelim hayal kurmaya.Hayata tuttunduğumuz çengelli iğnelerimizi çoğaltalım.Yeni tatdlar, yeni sevinçler, yeni heyecanlar katalım eskilerin yanına.Ve aflarımız çok, kırgınlıklarımız az olsun...

Thursday, December 28, 2006

KASVET



Dile gelmek istemezsin kimi zaman, lal kesilirsin, ben bulmaya çalıştıkça sen kaçarsın, ısrar edersin keşfedilmemekte.Sessiz sedasız tüm benliğimi kaplarsın, bakışlarımı kontrol edersin, kalp atışlarım etkin altındadır, zihnim emrine amadedir.Yoğunluğun gönlümdedir ama en çok, daracık bir elbise giydirirsin sanki ona...
Bilirim, sen bendesindir ve dile geldiğin an etkin kaybolacaktır.Bunu, sen de bilirsin.Bildiğindendir ketumluğun, tadını çıkarırısın egemenliğinin.Savurursun beni hüzün denizlerine, pembe denizlerin varlığından şüpheye düşürürsün.Masum bir çoçuğun savunmasızlığını hissettirirsin, yağmuru düşletir, güneşten soğutursun, sesimi alır sessizliğim olursun...
Kendime bile anlatamam ziyaret sebebini, ya da anlatmak istemem ve sen bundan çok hoşnut olursun.İktidar olmanın zevkini doruk noktada yaşarsın.Bana kalan ise ''KABZ hali'' yaşamaktır zirve noktada...
An gelir rahmet gözlerimden süzülür, damla damla akar söze gelmeyenler içimden.İşte o an, seni benden yolculadığım andır...
Senden sonrası mı? :) Senden sonrası;
Yagmur sonrasının huzuru, yükünü boşaltmış bulutun hafifliği, yangınlar sonrasında suya kavuşmanın rahatlığı, O'nun varlığının verdiği kuvvet, Güneş ışınlarıyla suyun birleşmesinden oluşan gökkuşağı....

Monday, December 25, 2006

SESSİZ BESTE

Sessiz sedasız basıyorum notalara, gönlüm gitarım.Çaldığım melodinin sesi sadece bende saklı.Mozart'a meydan okuyacak eserler belki bestelediklerim.Sessiz sedasız, içte kalıp dışa yansımayan besteler.Paylaşıma kapalı çoğu zaman, bende saklı, bana has.
Duygulardan; hüzünden, umuttan,sevgiden oluşur benim bestelerim.Her his bir notadır aslında.Ve her duyuş farklıdır her kalpte...
Bestemi sessizliğe mahkum eden ben miyim?Bestem mi beni sessizliğe mahkum etmekte?
Bildiğim tek şey,sessizliğimin daha çok uzun süreceği...

Sunday, December 24, 2006

ZEYNEP VE BEN...



Zeynep ve ben, yani biz :).Birlikte öğreniyoruz herşeyi.Ben hayret edebilme özelliğimi canlandırıyorum tekrar, Zeynep ise hayret ederek ilk kez öğreniyor herşeyi.Nakış nakış işilyor gördüğü herşeyi belleğine ve öğrenme hızı beni şaşırtıyor.
Şimdilik en çok uzun koridordaki emekleme yarışmasını seviyoruz.Yarışın daimi galibi ise tabii ki Zeynep :).Bir de aynı çikolatayı aynı anda yemeyi çook seviyoruz.
Özetle biz birbirimizi çok seviyoruz...
Posted by Picasa

Friday, December 22, 2006

ELLERİM, canlarım benim :)



Sır tutan yanlarım , içimdeki hiçbir acıyı dışa sızdırmayan canlarım.Gülleri gamzelerinde bitenlere inat tüm güllerini parmak köklerinde barındıran pamuk ellerim benim.
Yüzüm arsız yanım, içimin sırrını anında dışa verenim.Yaşadıklarımın izlerini kendinde saklayanım.Yıllar ufak ufak çizgilerle yaşananların haritasını çizmekte sende.Kovsam da ben yaşanan kederi, acıyı, yanıgını benden; sen herbirinden bir iz barındırıyorsun kendinde.
Ellerim gözlerimdeki yağmurlara ilk mudaheleyi yapanlarım.Sevgimi ifade etmemede en sadık yardımcılarım.Sözlerimi somutlaştıranlarım, yazılarımı nakşedenlerim.Mektup arkadaşalrımı kazandıran hamarat yanlarım.Acziyetimi doruk noktada hisettiğim anlarda göklere açılan kanatlarım .Buğlu camlara resim çizmekte kullandığım fırçalarım.Puding yapılan tencerelerin diplerini sıyıran süngerlerim.Ve daha nelerim nelerim...
Giden zamandan arta kalan zamanda :) söz verelim karşılıklı; daha çok baş okşayalım, daha çok sırt sıvazlayalım.Kendi gözyaşlarımızı silmek yerine, akan başka gözlerdeki yaşları silelim.Daha çok çiçek ve gülen yüz çizelim buğulu camlara.Kalemi silah yapmaya devam edelim, savunmalarımızda.Sevgilerimizi daha çok ifade edelim.Dileklerimizi daha çok kanatlandıralım O'na doğru. Başımızın iki yanına daha sık koyalım avuç içlerimizi ve hissedelim O'nu tüm zerrelerimizde...





Sunday, December 17, 2006

YALNIZLIĞIM



Yalnızlığım,
Tüm ıhtişamınla yaşa beraberliğini benimle şimdi
Güneş ışınlarını topladı yanına, deniz dalgalarını çekti kendine.
Ağaçlar börtü böceği aldılar kollarına.
Sokaklar boşaldı, kaldırımlar sahipsiz gene.

Yalnızlığım,
Geçekliği en çok olan SENSİN şimdi bende.
Varlığın varlığıma dolanmakta.
Ne kadar gerçeksin, sadıksın, ayrılmazımsın.
Bende(n) olan(ı)mısın.

Yalnızlığım,
Garipliğimi yüzüme vuranımsın,
En maherm hislerimi açığa çıkaranımsın,
Şovalyeliğimin zırhlarını çıkarıp, ürkekliğimi önüme serenimsin.
Tüm silahlarımı alanımsın...

Yalnızlığım,
İtiraf etmekten kaçındıklarımı gün yüzüne çıkaranımsın,
Küçümsediğim özlemlerimi devleştirenimsin,
Unuttum sandıklarımı capcanlandıranımsın,
Hatırladığımı sandıklarımı unuttuğumu fark ettirenimsin.

Yalnızlığım,
Sessizliğin içindeki sesi işittirenimsin,
Sevmelerimdeki sınırı anımsatanımsın,
Kalbimin aradığını hissettirenimisin,
Varlık gayemi düşündürenimsin.

Yalnızlğım,
Şah damarımdan yakın olanı düşünebildiğim anımsın,
Ve yakınlığını hissedince O'nun,
Gücünü yitirenimsin,
Olduğu yerde olamayanımsın...



Saturday, December 16, 2006

BUTTERFLY


...Son yapraklar da dökülmek üzereydi, sonbahar rengini odaya serpiştirmişti.Pencereye yaklaştı, gözlerini uzaklara dikti.Aradığı, görmek istediği bir şey vardı ama aradığını bulamadı, görmek istediğini göremedi.Menzilinde sadece zamansız uçuşan kelebekler vardı.
Kelebekler de nereden çıkmıştı şimdi.Yaşamın süresi ile ilgili ikilemi hatırattılar ona.Yaşam çok mu uzundu onun için, yoksa kelebekler mi kısa bir ömür sürmekteydi?Ve kimdi şanslı olan?Bir güne bir ömür sığdıran kelebekler mi? Bir ömre bir yaşam sığdıranlar/sığıdıramayanlar mı ?...
Bir an düşündü, düşündüğünü dışa vurmadı, deriiin bir nefes aldı, nefes almak onu yordu.Pencereden kelebeklere baktı VE kelebekleri çok kıskandı...

Wednesday, December 13, 2006

HAYAL (1)

Kış günlerine davetsiz bir misafir konuk olsa.Yaz yağmuru inse usul usul üşüyen toprağa, karmaşık kalbime, kuruyan gözlerime.Arkasından güneş belirse ve aydınlatsa dünyamızı, dünyalarımızı...
Gökkuşağı kuşatsa şehrimizi, şehirlerimizi baştan başa.Bu kez başarsam gökkuşağının altından geçmeyi, bir dilek tutsam ve o içinde tüm dileklerimi barındırsa.Sonra elimi kaldırsam ve gökkuşağındaki her renge dokunsam...
İçimdeki koyu renkleri kuşağın renkleriyle değiştirsem, güneşin ışınlarından birini yüreğime bıraksam, hiç üşümese o...
Yağmur damlalarından birini gözbebeklerimde saklasam.Akmamakta drendiklerinde gözyaşlarım, o damlayı akıtsam.Akıtsam ve kalbimi katılaşmaktan , ağırlaşmaktan korusam...


Monday, December 11, 2006

Kenetlenmek

Güzel bir meslek benimksi, keyifli, neşeli, çocuksu, coşkulu , hüzünlü ,kaygılı ,umutlu...
Birçok duyguyu barındırabiliyor her ders saati içinde.Ve gönul kapılarım her geçen yıl daha geniş olmak zorunda, alakadardır ya insan kainattaki herşeyle.Bahçesini, hanesini sevdiği gibi cennet bahçelerine de muhabbet eder ya...
Ben de her geçen yıl artan oğrenci sayısına rağmen bir yer buluyorum herkese gönül bahçemde.
Yerleri farklı farklı olsa da her öğrencimin bir payı var yüreğimde...

Yeri doldurulamaz boşluk bırakacaklar var kalbimde.Hani hiç gitmesini istemediğiniz, kalış anını uzatmak istediğiniz, ve baktığınızda anlaşıldığınızı düşündüğünüz, yaptıklarınızın boşa gitmediğini size düşündürten öğrenciler vardır.Hani pes etmek üzere olduğunuz anlarda göz göze gelirsiniz onlarla, mesajınızın alındığını görürsünüz ve umut dolar yeniden içinize.Devam kararı alırsınız ve mesleğe yeni başlamış gibi amatör ruhla sarılırsınız gene işinize.
Size umut olanların umudu olmak istersiniz siz de.Umutsuzluk onlardan hep uzak olsun, güzel bildiğiniz ne varsa kuşatsın onları diye geçirirsiniz içinizden. Hüzünlerini siz almak , sevinçler onlara kalsın dilersiniz...
Hayat bazen sıkıntılı yanını tüm ihtişamıyla serer önümüze, hiç geçmez dediğimiz sıkntı sırasında dostlarımızın sevgisini fark etmek karanlık bulutları çarçabuk def eder üzerimizden.Ve dostlarımızın sevgisi ısıtır içimizi, güneş ışığının olduğu yerde kara bulut olmaz di mi Sükrü?
On bir FEN D, galiba dostluğu oğrendiniz bir tek , ama onu da iyi öğrendiniz...Yüreğime su serptiniz...
Aslında ben o kadar kısa değilim ya sadece Şükrü çook uzun :) .

Saturday, December 09, 2006

Eyvaaah!


Neşeli biten bir gün, ev yoluna varışı hızlandıran araça biniş ve...


Yolda ilerleyen bir minibüs, ani açılan bir kapı ve aniden minibüsten yola fırlayan ben..


Araçlar her zaman hedeflediğimiz yerlere götürmeyebilir bizi, ondanır belki ayrılıklarda şu sözün söylenmesi;'Gidip de dönememek, donüp de bulamamak var'.


Hiç anlam verememiştim olaylara, o saniyeler dakikaların hatta saatlerin düşündüremediğini düşündürdü bana.Çok hazırlıksız yakalanabiliyormuş meğer insan, dönüşü olamyan yolculuklara.Sonu hiç tasarlamadığı gibi olabiliyormuş.Ve dur demek mümkün olmuyormuş, gökler ötesinde olacak denenlere...


Sağ tarafım hasarlı bölgem olsa da, şansli hatta çook şanslı olanlardanım ben.Hiçbir araba lastiğinin varlığıma dolanma ihtimalini bu kadar yakın hissetmemiştim ben.Araba altından top kurtarma opersayonlarım sırasında bile.

Dönüşü olan bir yolculuktu benimkisi ama kim bilir,çıkışlarımız evden dönüşlere gebe midir?

Wednesday, December 06, 2006

nedir cevabı?


Hiç kimse sek/katıksız iyi değildir.Ben bile ya :).Aylakadam
  • yorum
  • yazmıs passıve ınsanına
    bugun.Okudum bir mutlu oldum ki.Yalnızlıktan dem vurmus o, passıve de katılmıs.Yalnızlığı iliklerime kadar hissederek çıkmıştım bugün gene merdivenleri.Hastalandığımda kulağıma damlatamadığım damla, okula gidinceye kadar sesimin kısıldığını fark etmediğim gün, ağlarken bulamadığım omuz, anneannemin gidişindeki acı, sınırın bu tarafına geçişimdeki teklik duygusu gelmişti aklıma.

    Bir benim sanıyordum yalnızlığa varlığını dolayan, o yoruma kadar.Yalnızlıkla tanışıklığı bu kadar yakın olan birilerinin olduğunu bilmek beni çoğalttı.Ne kotuyum ya, utanıyorum kendimden .Yalnızken birden kalabalık oldum işte, çoğaldım sanki.Hafif bir ferahlık geldi gönlüme.Ben gibiler varsa, yalnız değilim demektir...

    Pass'la konuşmamızda hemen itiraf ettim kötü bi kız olduğumu.Hem sevinsin istedim garip, bu konuda eğitecek ya beni :),hem de eğitilebilir olduğumu göstermek istedim.Bir de yaşadığımı yaşamasını istediğim şahısa da dileklerde bulundum, en az ben kadar (tamam itiraf ediyorum benden beter) yansın ve anlasın dedim...

    Pass da dilek diledi kim daha kötü olmayı başardı bilmem ama...

    Tüm bu dilek temenni ve ayıp sevinçlerden geriye bir soru kaldı cevabını bulamadığım .

    Vücüdumu oyle büyüt ki benden başkasına yer kalmasın o olgunlaşma yerinde , derken bir yanım nasıl oluyor da diğer yanım, ödül yerine giriş için şifre olsa elimde bir kişiye onu söylememe hakkını kullanmayı isteyebilir?

    İçimi sevginle aydınlat ve kötü hislerimi nötürlememe yardım et.Tüm zerrelerim şunu söylesin tek sesli koro olarak, uyum içinde;

    ''Aç herkese açabildiğin kadar sineni,
    Ummanlar gibi olsun,
    İnançla geril ve insana sevgi duy,
    Kalmasın alaka duymadığın
    Ve el uzatmadığın,
    Bir mahzun gönül.''

    Tuesday, December 05, 2006

    Çikolata, Zeynep ve Ben


    Çikolatayı severim, hele bir de Zeynep ortağım olursa.Annenin
    üstünüz başınız çikolata o ldu' çığılıklarına aldırmadan, tek çikolatayı paylaşmak ya da büyük payı alabilmek o tek çikolatadan.
    Rakibimi küçümsemesin kimse, şu minik gibi görünen şeyin bu konudaki performansı benden iyi.Ellerini tuttum kurtarabileyim diye payıma düşeni, dudaklarını dudaklarımda buldum :).Ağzından lokmayı almak buna derler sanırım, yahu insan utanır biraz, dön de bi boyuna bak kızım ya.Yaşın bile yok daha, seni hala 1 yaşla bile tanımalayamayız hani.Hareketlerin aylarınla örtüşsün hiç değilse...
    Çikolatayı paylaşmaktan zevk aldığım tek varlıksın sen benim.Senle yiyince ne güzel aromalar tatlar eşlik ediyormuş meğer çikolataya.Ve insanın üstünü başını kirletmesi yerken birşeyi ne güzelmiş, ne masum yaparmış bu insanı.
    Ve yaramazlık yapmak,ne karşı konulmaz bir duyguymuş.
    Alnının ortasına, hokka burnuna, iki gözüne ve onlara eşlik eden iki kaşına, iki yanağına ve de şirin çenene öpücüklerin en narinini konduruyorum.Ve bir dilek tutuyorum en içten tavrımı takınarak; O hep yanında olsun, sen hep hoşnut olduklarından ol.Ve yaşamının her anında hep insan olmayı başar, insan olmanın hakkını ver.Ve karanlıklar senden uzak dursun, aydınlık eşlik etsin hep yüreğine...
    Tüm bunlardan bana da bir şükran bildirisinde bulunmak düşsün; Binlerece sebebim var Sana teşekkür etmek için, en özel teşekkürümü sunuyorum şimdi, gönderdiğin bu melek için ...

    Monday, December 04, 2006

    Bana bir dost kendimden


    Dost olmak kendine, kitaplarda tanımı yapılan dostların en iyisi olmak hem de .Hatalarda sarmalayabilmek kendini, kendi yüzüne gerçeğini hırpalamadan fark ettirebilmek.Ve gerçeiğn ne olursa olsun, kabul edebilmek kendini...
    Hayalini kurmaya bile gücümüzün yetmeyeciğni sandığımız kırgınlıklarda, yaraya ilk müdahaleyi yapabilmek.Özenle yaradaki bene yabancı olanları çıkarmak önce, dezenfekteyi yapabilmek, ve size ait olmayanlar temizlenirken yaranın etrafından, gidişlerindeki acıya dayanabilmek...
    Sonra özenle beklemek kanın pıhtılaşmasını, yaranın kabuk bağlamasını.Ve bağışlayıp kendini kanatmamak bir daha o yarayı.
    İyileşme sürecinde de en vefakar dost olabilmek kendine.Özenmek kendine her zamankinden çok, en ince hareketleri kendine yapabilmek...
    Gözlerin geriye kaydığı anlarda geleceğe dair umutları eken dost olabilmek onlara.Acının sarmaladıgı anlarda, sendeleme anında tutup kaldırabilmek kendini.Her kırgınlık ve öfkeyi kendi içine yansıttığın sevgiyle onarabilmek.Olumlu sıfatlardan oluşan taçlar takabilmek başa...
    Ve yeniden dünaydaki tüm sahipsiz çocukalrın annesi olabilmeyi istemek, sevgiye aç gönüllere akmayı dilemek.Sevebilmek beni, seni, onlari, çiçekleri, çoçukları, çikolataları, ağaçları, kuşları, kahkahaları...Ve belki de anıları...
    Tacımı hazırlamaya başladım ben, olumlu her sıfatı taşıyabiliyorsam onurla kendimde, tek tek sıralayacağım tacıma.Ve miadım geldiğinde tacımdaki sıfatlar belirleyecek ondan sonrasını...

    Sunday, December 03, 2006

    BANA,SANA,ONLARA,BEN gibi olanlara...


    Affet gitsin kendini,
    Diğerlerini affetttiğin kadar kolay yap hem de bunu.
    Dön kendi içine, bir bak yaşadıklarına, yaşadıklarının bıraktıklarına.
    Eğil kendine, anlamaya çalış kendini.
    Kırılmışlıkların gelsin gözüne biraz, hep kırdıkların değil.
    Yücelttiklerinden hala taclarını geri almazken, kendi tacını takmamakta direnme bu kadar.
    Bir paye de yücelikten kendine kondur,tak tacı kendi başına.
    Bir tebessüm de kendi içine at.Özeni biraz da kendine göster.Ve sen sen olduğun için coşku oluşsun gönlünde.
    Hak ettiğin değeri ver artık kendine...

    * * *
    Affet kendini,
    En az kendini düşünüp,
    En çok diğerini düşündüğün ,
    En az kendini bağışladığın,
    En çok diğerini affetiğin
    ,
    En az kendini koruduğun,
    En çok diğerini kolladığın,
    En az diğerini kırdığn,
    En çok kendini incitiğin,
    En az kendini sevdiğin,
    En çok diğerini sevdiğin
    İÇİN...
    AFFET GİTSİN KENDİNİ...