Friday, February 23, 2007

İŞTE BEN YA :)



Gözlerimin önündeki sis perdesi aralanıyor yavaş yavaş.Meğer ne çok faaliyet olup bitiyormuş etrafımda.Herkeste bir koşuşturma, herkeste bir telaş, herkes tutuyor yaşamın bir ucundan

Görev dağılımlarımız farklı, kimimiz kaldırım taşlarını diziyor tek tek uyum içinde, kimimz yol kenarlarını yeşillendirmekle vazifeli, kimimz hayat kurtarıyor, kimimiz insan yetiştirmeye çalışıyor...

Bitkilerde de faaliyet erken başladı bu yıl, bahar geldi, kar gelmedi gelmeyecek sanırım İstanbul'a.Mevsim normalleri kavramını, küresel ısınmayı ve yaptığımız tahribatın neticelerini daha iyi algılamaya başladım.

Bende de hayat emareleri başladı bu ara.Bugün fark ettim kahakahalar atarak gülebiliyormuşum hala hem de karnıma ağrılar girene dek(Ödüm kopmuştu oysa bunu bi daha hiç yapamayacağım diye) .

Ve gene bugün farkına vardım, ben kendimi bağışlamayı başarıyorum, barışıyorum kendimle, yaşadıklarımla.Adımlar atıyorum, yola çıkıyorum yeniden, bu sefer daha eminim kendimden, daha deneyimli ve kendimi önemsemeyi bilerek yol alıyorum.Sendelemelerimin tek sebebi ise düşük kan sayımı sadece :).O da olmasa kim tutardı şimdi beni.

Sıkı tutunmak lazım hayata, sıkı tutnamayan herkese el uzatmak lazım.Dünyayı daha yaşanılır kılabilme gayesi güdenlerin hele toparlanma süresi çok kısacık olmalı.Yapacak çook ama çoook işleri var çünkü onların.

Çocukları, çiçekleri, Zeynep'i,çikolatayı, kitapları, müziği, çılgınlık yapmayı, bloglarda dolaşmayı, hüzünlü yüreklere dokunmayı, öğrencilerimin sıralarına sürpriz notlar bırakmayı, çılgın arkadaşlarımı ve inasanları seviyorum (şimdilik biri hariç ama ).

Kimse kıskanmasın , tüm bu sevdiğim şeylerdeki sevgimin toplamından çok sevdiğim biri var.Her an yanımda, her yöneldiğimde bende.Tüm vefasızlığıma rağmen O bir an olsun çekmedi rahmet elini üzerimden.Alevli gecelerde uyku girmezken gözüme bir O dokunabildi yanan yüreğime.Ben SENİ layık olduğun gibi sevemiyorum henüz biliyorum, öğreniyorum ama inan bana.Ve Sen' den olan herşeyi de sevmeyi diliyorum.

Vefa örneği gösteren herkese topluluk içinde teşekkür ederiz biz, farkında olduğumuzu belli ederiz bizim için yapılanların.Herkes bilsin işte;

Tüm zerrelerimle SANA teşekkür ediyorum.

Ben beni bıraktığımda SEN beni bırakma ALLAH'ım.

AMİN

not;İki arkadaşım var, yünler ellerinde durmadan örüyorlar.Şiddetle tavsiye ettiler bana da, herşeye iyi gelir dediler, üzüntü falan yok olur dediler.Ben yapamadım ama belki siz yaparsınız.Onlarda gerçekten çok işe yaradığını gözlerimle gördüm ben :)).

Monday, February 19, 2007

adım bir; kendine bakma


Kendini dinlemek, içte haykıran ama hep susturulan duygulara kulak vermek ben gibi kendini ihmal etmişler için zordur.Başkalrını düşündüğümün çeyreği kadar kendimi düşünebilsem keşke.Sanırım yetenek meselesi bu, bende doğuştan yok.Yeni yeni öğrenmeye çalışıyorum, kendimi korumayı, kendimi incitmemeyi,kendi isteklerime kulak vermeyi, kendime haksızlık etmemeyi.Ve çok ama çoook zorlanıyorum, çok yavaş öğreniyorum, başka konulardaki zekam burda sanki yok oluyor.
Düşünüyorum, etrafımdakileri yıllarca nasıl kollayıp sevdiğimi, sonra kendimi benden ayrı bir birey gibi düşünüyorum(hani ben dışındakilere iyi bakarım ya), kendime sahip çıkmayı deniyorum.Zor ya kim ne derse desin, benim için zor bir iş bu.Herkesin kendinde hiç çaba harcamadan barındırdığı en temel duyguları ben neden edinmek zorundayım?Ama haksızlık bu !(tweety).
Bugun evime geldim, herkesten çok benim dinlenmeye ihtiyacım vardı ve uzandım.Dinlendim, evin sessizliğini dinledim, yüreğimin acımasına izin vermedim, anneannemin hediyesi yün rodop battaniyesini örttüm üstüme.Yüreğimi üşümekten korudum, ve ısıttım tüm bedenimi.Israrla kapımı çalan acıyı def ettim, hayalin azıcık ucundan tuttum.İçimdeki sese kulak verdim biraz ve inandım;
budanmış olsa da tüm dallarım, öz benim içimde saklı,
ve her bahar nasıl yeşeriyorsa tüm ağaçlar,
benim de baharım gelecek, yeşerecek benim de dallarım...
Hem zaten çok ayıp ederim bunu başaramazssam, küresel ısınma papatyaların açma mevsimini bile şubata taşırken, en sıcak ocak bu yıl yaşanırken, benim yüreğimin hala buz tutuması ayıp hem de çok ayıp.Huzurunuzda kendimi şiddetle kınıyorum.
Hem hiç değmezmiş ki ya....
PS;Bloglarda yazan arkadaşlar, dolanıyorum satırlarınızın arasında ve mutlu oluyorum çoğunuzun varlığından.Tanımıyorum , tanımıyorsunuz ama ben o satırlarda dolanırken böyle sıcacık oluyor içim, iyi k diyorum varlar.Sevgiler...

Friday, February 16, 2007

BANA ÖZLEM


Tıpkı eskiden çook eskiden olduğu gibi içimde pembe çiçekler açsa, tüm hüzünleri bir karanfil ya da bir buket kasımpatı alarak kendime savabilsem içimden.Çocuklara bakmak yeniden güç verse, hayata sımsıkı tutunabilmek için.
Çılgınca şeyler yaparak, (sadece benim ve etrafımdakilerin bildiği anlamıyla) manyak sıfatını taşıyabilsem üzerimde zaman zaman.
Biriktirdiğim acıları atabilsem bir tarafa ve hiiiç anmasam yaşananları, silinip gitse beynimden yaşadığım her kırgınlık.
Kabz hali bir son bulsa, ferahlasa kalbim...
Eleştirilerden sadece hak ettiklrimi alsam üzerime, üzerime yüklenen ama bana ait olmayan yükü atsam artık üstümden.İçimde kalıp kalbime ağırlık yapan ne varsa çkıp gitse artık benden.Ben yitirdiğim BENi bulsam ve hiç bırakmasam artık kendimi...
Mutluluk, neşe, umut, sevgi, güven, azim bana en yakın sözcükler olsa.
Tutsam bir eli ve dünyayı kurtarma hayalleri kursam...

SEN, bana benden yakın olan, beni benden iyi bilen, beni benden çok sevensin, vefasızlığımı bağışla.Yanılgımın bedeli ödenebilir mi bilemem.Adaletine değil merhametine sığınıyorum.
Seni sevmeme izin ver, kalbimdeki yerini genişlet,beni sev, beni bana sevdir, beni sevdiklerine de sevdir...
Ve biz sınama için burada olanlara yardım et. SEN den gelen her fısıltıya açık olsun gönlümüz...
Biz bizi bıratığımızda, SEN bizi bırakma !

Monday, February 12, 2007

tanımsız

Bir fırça yapıp elimi,
Bir yüzdeki yılların oluşturduğu tüm çizgileri dümdüz edebilsem,
Sonra bir çift gözün içine dokunsam,
Hüznü silip, umut çizssem gözbebeklerine,
Gözlerdeki matlıklara değse fırçam ve parlaklığı miras bıraksam onlara...
Üşüyen yanlarına güneşler çizssem,ısınsa yüreği
Yüreğinin sıcaklığı dışa yansısa, bakıp ısınsam ben de...

Friday, February 09, 2007

asr

Otobüsün tüm süratine, beynimin yorgunluğuna ve de kalbimin kırklığına rağmen seçebildim onları asfalta paralel ilerleyen yeşil alandan.
Aylardan şubattı ve şubat ancak karı ve kardeleni ağırlardı saltanatı süresince.Bir yanlışlık olmalıydı bu işte, gözlerimi otobüsün penceresine yaklaştırdım iyice, hiç aldırmadım burnumun otobüsün kirli camlara yapışmasına.Yol kenarındaki toprak alanda papatyalar serpilmişti, yanılmıyordum işte.
Zamansız gelmişlerdi papatyalar bu yıl, tıpkı benim dünayay gelişimin zamansız oluşu gibi.Zamansız göz açmak dünyaya ne zordur oysa.Zamansız gelişler sevinçten çok telaş ve burukluğu getirir beraberinde.Etrafınızdakiler endişelenir, hayata tutunup tutunamayacağınızdan,şartlara uyum gösterebilecek dirençte gelmemişsinizdir çünkü geldiğiniz mekana.
Aşklar da sabırsızdır bazen, onlar da zamansız çalar kapınızı ve zamansız yaşanan her aşk tüketir onu içinde taşıyanları.Onlarla birlikte tükenir o da, geriye hüzün kalır yadigar.
Zamansız söylenen sözler geriye dönüşü olmayan kırınlıklara neden olur, sözün zamanı değildir çünkü o an.Ve zamansız acılar kaplar yüreğinizi, hiç zamanı değildir acının sizce ama gelmiştir işte öyle...
Vakti girmeden eda edilen vazifenin de bir kıymeti yoktur, öğle vaktini ikindi kılmanız mümkün değildir çünkü. Kuraklık zamanı gelmeden yağmur duasına çıkmazssınız, hasta olmadan şifa bulmak için açmayız ellerimizi.
Asrımızda herşey zamansız, ya önce ya da sonrasını yakalıyoruz olması gereken zamanın.Ve seneler geçtikçe zaman neden daha hızlı akmakta?Ve neden asra yemin edilir kutsal kitapta?Hiç düşündük mü neden hüsrandadır insan ve nedir hüsrandan korunmanın sırrı?
Papatyaların en az benim kadar direnç göstermelerini diliyorum değişen hava koşullarına.
Gerçi erken gelmenin bu dünyaya vardır her erken gelene bıraktığı bir miras...
Ve hepimiz adına diliyorum, hüsranda olanlardan olmayalım, olmamak için elimizden geleni yapalım...

Tuesday, February 06, 2007

TATİL



Tatildeyim...Elimde çanta geziyorum, özlem gideriyorum eski dostlarla.Gerçek bene dair ipuçları topluyorum her birinden.Üniversitedeki yüz hatlarımı koruduğumu öğreniyorum bir dosttan, içim bir hoş oluyor, aynaya bakıyorum gururla ve fark ediyorum, yok yeni çizgiler yüzümde.
Eski bene yaklaştığımı fark ediyorum, kendimi korumayı öğreniyorum.Hak etmeyene değer vermemeyi başarıyorum...
Eski aşkların gizleri su yüzüne çıkıyor, yıllar sonra alıyorum soruların cevaplarını ve sadece bir tebessüm oluşuyor dudaklarımda.Ve teşekkür ediyorum gıyabında en eskiye, verdiği değer ve öngörüsü için, acıdan koruyup hiç başlamadığı için.
Arkadaşlarımın çoçuklarını seviyorum, yılların neler getirebileceğini fark ederek insan yaşamına.Dostların hayatlarından haberler alıyorum, hayatın herkesi farklı sınadığını algılıyorum.Ve inanıyorum ki vardır yaşamın herkes için güzel sürprizleri...
Kendimi tanıyorum yavaş yavaş, kendimi bağışlamayı öğreniyorum, umut ekmeyi deniyorum yeniden içime.Çiçekleri seviyorum yeniden...
Ve yeni hayaller kuruyorum, kalbimde yer açıyorum gelecek olana...
Bu tatil dost ziyaretlerine ayrılmıştır tarafımdan, ve ne çok şey buluyor insan kendine dair dostlardan.İyi ki varsınız hayatımda ve iyi ki ben de ben olarak varım kendi hayatımda.
SİZİ SEVİYORUM...

Thursday, January 25, 2007

taşınmak ya da kendini taşımak...


Taşındım, eşyalarımı taşıdım, çiçeklerimi, balıklarımı,kitaplarımı ve kendimi...Kitaplarım yeni rafları mesken tuttu kendine.Koltuklarım pembe halılarn üzerine kuruldular.Balıklarım renk uyumundan pek bir memnun.Lale saksılarm cam onune rahat rahat kuruldu, dusme korkusu yok onlarda artık.Musluklardan akan sıcak su, su boruları da pek bir memnun halinden.Elbiselerim yepyeni gardolaplarda, sere serpe kırışma korkusu olmadan kasılmakta.Tabak çanaklar turuncu cici dolaplarda.
Ben daha ferah, sıcak ve sevimli bir evde yaşamaktayım şimdi.Bedenim evin her türlü konforundan faydalanmakta.Gelen misafirler daha mutlu eve gelişlerinden, ben daha mutluyum gelen misafirlerin artışından...
Yeni evim yeni umutlara, yeni iyiliklere, yeni güzelliklere vesile olur inşallah...
Ve ruhuma ev sahipliği yapan bedenim de yeniler dilerim kendini, umutla, sevgiyle ve iyilik yapabilme gücüyle...

Monday, January 15, 2007

BANA

Tükendiğini düşündüğün, diplere daldığın ve oksijenin senden çok uzakta olduğunu düşündüğün anlarda, göklere merdiven kuaracaksın...
Başını göğü görmek için yukarı kaldıracaksın.Omuzlarını yerçekimi kuvvetinden böyle anlarda kurtaracaksın.Gözlerini göğün mavisine böyle anlarada bırkakacaksın ki süzülmesin o damla onlardan.
Güneşin ışınlarına böyle anlarda ev sahipliği yapacaksın asıl.Yüreğin en çok üşüdüğü anlardır onlar çünkü.Hakiki Güneş'inin sana dokunmasını hissedecksin, ışınların okşamasıyla seni.Böyle anlarada bir günebakan olacaksın.VE yüzünü daim olana döneceksin, terk edilmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla...
Hayallerin peşinden böyle anlarda sürükleneceksin.Gerekirse tüm dünayayı kapsayan hayalleri böyle anlarda kuracakasın.Sevgi ve hoşgörü şovalyeliğine böyle anlarda soyunacaksın.Hayale tutunacaksın,bu hayatla bağın olacak.
''Vermek istemeseydi, istemek vermezdi'' cümlesine en çok böyle anlarda inanacaksın.Ve isteyeceksin, içten, korkusuz, umutlu,zayıflığının bilincinde olarak.İsteye isteye, adım adım merdiven kuaracaksın göğe.Tek tek çıkacaksın kurduğun merdivenin basamaklarını.Gittikçe yükseleceksin...
Kendini böyle anlarda seveceksin, her zamankinden çok.Sevginle saracaksın kırgınlıklarını.Sevgin diriltecek özdeki seni.
Zorluklara inat böyle anlarda daha sağlam basacaksın yere.Tebessümü böyle anlarda konduracaksın dudaklarına.
VE inanacaksın, HAYAT GÜZELDİR, böyle anlarda bile...
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
HAYAT GÜZELDİR.
.................................
Kırk defa söyleyeceksin gerekirse ve sonunda inanacakın;

HAYAT GÜZELDİR

:) :) :)

Friday, January 12, 2007

dilek


Kalbimi çıkarıp yerinden, sunabilsem eline.Serin, berrak sularla yıkasan onu.Masiva çekilse aradan, sevgin tahtını kursa kalbimde.Yanmalarımın izi silinse, acidan eser kalmasa artık yüreğimde...
Kırgınlıklarım sarılsa, hayallerim olsa yeniden.İyiliklerim göğe merdiven dayayacak kadar çok olsa.Hatalarım bir bir silinse, iyiliklerim ağır bassa.Bedeli ödenip bitse yanılgımın.Gözyaşlarım uğruna akıtılması gerekenlere aksa.İçimdeki yangın dinse, yangından arınmış kalbim bir tüy hafifliğinde olsa.
Yaşamak, senin için olsa.Mahzun gönüllere uzansa ellerim, kendi mahzunluğumu atsam bir kenara.Dokunsam tek tek mahzun yüreklere, her dokunuşum affına vesile olsa.
Verdiğin hayat armağanını sevsem, sımsıkı tutunsam ona.Yaratılış gayemin hakkını verebilsem.Gelişimde sana aydınlık olsa yüzüm...
Biliyorum tüm iyilikler senden, kötülükler bendendir.Biliyorum sebepler benim için sadece, sen OL dersin oluverir.Gönlümden geçenleri benden iyi bilensin. Merhametini diliyorum,hafiflet yüreğimi, içimi aydınlat, iyiliklerimi çoğalt, kusurlarmı bağışla.
Sevdiklerinden olmayı lütfet hepimize...
AMİN

Wednesday, January 10, 2007

Kalan



Tüm yanlışlar bana, doğrular sana kaldı,
Tüm sevmeler senin, tüm sevilmeler benimdi,

Özveriden arta kalan yorgunluk sana,tembellik acısı bana kaldı,
Vaatlere inanmak benim, vaadlerden dönmek senindi,

Tüm pembe diziler bana, belgeseller sana kaldı,
Tüm zorlar senin, kolaylar benimdi,

Güzel meziyetler sana, eksikler bana kaldı,
Affetmeler benim, bağışlamamak senindi,

Tüm hayaller sana, hayal fakirliği bana kaldı,
Öfkeyi dillendirmenin hafifliği senin, içe atmak herşeyi benimdi,

Hayat bulmak sana, ceset olmak bana kaldı,
Yeni sevdalar sana, özlemler bana kaldı,

Gidiş sana, bekleyiş bana kaldı...

Monday, January 08, 2007

Masallarım, yoksa siz mi...?

Masal diyarında büyüttüm ben yüreğimi.İyiliğin daima galip geldiğine sonunda, ta o zaman inandım.Kendini korumuyordu hiçbir masal kahramanım, iyilikler taşımak kalplerinde ve uzak durmak kötülüğün olduğu herşeyden onların koruyucusuydu.Kahramanlarım çok acı çekseler de sonunda mutlaka kalıcı mutluluğu elde ediyorlardı.
Kül kedisi değil miydi sonunda prensine kavuşan hem de hic ayakkabıyı giymek için öne atılmadan?Peki, ya çirkin ördek?Onca horlamadan ve üzüntüden sonra kuğuya kendiliğinden dönüşmemiş miydi?Sudaki aksini görünce hayretler içinde kalmıştı...
Pamuk Prenses'i uyurken bulmamış mıydı prensi?O derin uykudayken kondurulmuştu öpücük dudaklarına.Büyükannesinin karnından kurtulmak için Kırmızı Başlıklı kız ne yapmıştı acaba?
Kendimi korumayı hiç öğretmedi bana masallar.İyilik yapmayı hedefime koyup, iyi seyler yapmak kalkan olur bana sanmıştım.Dışarıdan gelecek her kötülük iyiliğik kalkanıma çarpıp geri dönecekti.Üzüntüyü doruk noktada yaşarken inanırdım, son güzel olacaktı...
Şimdi hüzün denizlerinin ortasındayken, yalnızlığım her yanımı sarmalamışken, ateş gelip kalbimi mekan edinmişken ve akan gözyaşlarım o ateşte hükümsüzken,sonun güzelliğine olan inancımı yitirmişken, kaybettiğime inanmışken savaşı, yeni masallar okumak için çook büyümüşken, tutunacak nelerim kalmıştır ki elimde?

Sunday, January 07, 2007

Eğer varsan...

Bir ezgi tanıdık, eskilerden, yıllar öncesinden, göç öncesinden...Notalar hafızamın hangi tuşlarına basmakta dinlerken bu şarkıyı, hem göç öncesi hem de göç sonrasına aynı anda nasıl götürebiliyor hafızam beni?Özlemlerim dolanmakta birbirine.Ayırdına vardığım en belirgin özlemim ,ANNEANNEM .Ne çok özledim seni, gidişin dönüşü olamayanlardan.Ve söyeleyemediklerim sana hep oratya çıkıyor dönem dönem.Biliyorum ama geçici ayrılık bizimkisi.Kavuşma anımız olacaktır mutlaka,vaad eden kavuşmamızı vaadinden hiç dönmez çünkü, inanıyorum...
Göç sonrasından kalan özlemlerimden biri, seni tüm kalbimle gitmeye davet ediyorum benden.Hak etmiyorsun cünkü bulunmayı bende.Dilerim gidişin dönüşü olmayanlardan olur, ne burada ne de ötelerde.
Evet, bir şarkı ve düşündürdükleri, kolları sıvayalım ve tercüme etmeye çalışalım bakalım;

Eğer sen varsan bu dünyada,
Kuşlar olacak tenha gökyüzünde,
Eğer sen varsan bu dünyada,
Bir tekne olacak karanlık denizde,
Eğer sen varsan bu dünyada,
Alev olacak soğuk günlerde,
Eğer sen varsan...

Eğer sen bu dünayda yoksan,
Kalbim kuşlar için bir parça ekmek olacak,
Eğer sen bu dünayda yoksan,
Gözlerim aşka birer ceset olacak,
Eğer sen bu dünyada yoksan,
Canımdan seni ben var edeceğim,
Eğer sen yoksan...

Not;'Eğer varsan' filiminin şarkı sözlerinden.Söz yazarı;İLİA VELÇEV

Thursday, January 04, 2007

medet


Ateşin yakıci olma özelliğini yitirdiği anlar vardır.Bıçağın kesme hükmünü yitirdiği anlar olmuştur.Deniz suyunu yol yapmıştır üzerinden geçilmesi istenen yolculara.Masumiyetini ispat etmek için bir kadının, bebek dile gelmiştir.Ay ikiye yarılmıştır yeryüzünden uzatılan bir parmak işaretiyle.An içine saklanmıştır şimdiye kadar yapılan en uzun yolculuk ve o anda görülmüştür tüm sırlar bir arada.Dilendiğinde hüküm yitirmeye makumdur tüm hüküm yüklenilenler...

Hükümsüzüm;

Sözcüklerim hükmünü yitirdi, ne söylesem faydasız, çıkan her sözcük karşımdakine çarpıp bana dönmeye mahkum, bende kalmaya yazgılı.

Gözyaşlarım hükümsüz, ıslattıkları sadece benim yanaklarım, acıyan gözler sadece benimkiler...

Çağrılarım hükümsüz, duyan onları sadece benim kulaklarım,çağrı karşısında hiçbirşey yapamama acısı da sadece bende.

Su benim elimde yitirdi hükmünü, alevlerimi söndürmede hükümsüz su.Yürek, cayır cayır. Su etkisiz ve sessiz.

Ben hükümsüzüm, yangınım hükümlü sadece her zerremde.Yanmakta olanın yok bir nihayeti,dayan, dayan, dayan...

Kalan bana beklemek ateşin emir altına girip hükmünü yitirmesini.Bir gün bir emir de ötelerden benim için gelse ateşe, ateş serin ve selametli olsa bana da...Bende hükmünü yitirenler hüküm bulsa, hükmü olanlar yitirse hükmünü.

Wednesday, January 03, 2007

...


Işığımızı hiçkimseye göstermek istemediğimiz anlar olur, hatta kendimize bile.Ne dışarı ışık veririz ne dışarıdakı ışığı içimize alırız...Tüm kapılar kapalıdır.Ne dışarıya çıkmak mümkündür ,ne de dışarıdan almak içeri birilerini...
Kilitleri açabilmek biz dışındaki herkes için dünyanın en kolay işidir.Oysa biz ne kapının bizim kapımız olduğunu fark ederiz ne de kilidin bir tek bizde olduğunu.Sadece bizi acıtanlarla sürdürmeye devam ederiz varlığımızı, ağır ağır da olsa geçeceğini bilerek herşeyin...

Sunday, December 31, 2006

İYİ BAYRAMLAR...

MUTLU BAYRAMLAR!
MUTLU YILLAR!

Gidenler gelmeyeck hiç geri.Ne geçen yıllar, ne eski bayramlar, ne de göçüp gidenler...
Geçmişin elemi gider lezzeti kalır geri, nostaljinin kaynağı bufur işte.Gelecek olanlar da eskiler hanesine yazılmaya yazgılı olarak gelecek hayatımıza...
Geçiciliğini bilerek karşılayalım gelecekleri, geçişten edindiğimiz tecrübeleri katalım yaşamımıza.Ve bilelim bu günlerin de elemi gidecek geriye lezzeti kalacak.
Hep umut olsun içimizde, hayallerimiz olsun, hiç ara vermeyelim hayal kurmaya.Hayata tuttunduğumuz çengelli iğnelerimizi çoğaltalım.Yeni tatdlar, yeni sevinçler, yeni heyecanlar katalım eskilerin yanına.Ve aflarımız çok, kırgınlıklarımız az olsun...

Thursday, December 28, 2006

KASVET



Dile gelmek istemezsin kimi zaman, lal kesilirsin, ben bulmaya çalıştıkça sen kaçarsın, ısrar edersin keşfedilmemekte.Sessiz sedasız tüm benliğimi kaplarsın, bakışlarımı kontrol edersin, kalp atışlarım etkin altındadır, zihnim emrine amadedir.Yoğunluğun gönlümdedir ama en çok, daracık bir elbise giydirirsin sanki ona...
Bilirim, sen bendesindir ve dile geldiğin an etkin kaybolacaktır.Bunu, sen de bilirsin.Bildiğindendir ketumluğun, tadını çıkarırısın egemenliğinin.Savurursun beni hüzün denizlerine, pembe denizlerin varlığından şüpheye düşürürsün.Masum bir çoçuğun savunmasızlığını hissettirirsin, yağmuru düşletir, güneşten soğutursun, sesimi alır sessizliğim olursun...
Kendime bile anlatamam ziyaret sebebini, ya da anlatmak istemem ve sen bundan çok hoşnut olursun.İktidar olmanın zevkini doruk noktada yaşarsın.Bana kalan ise ''KABZ hali'' yaşamaktır zirve noktada...
An gelir rahmet gözlerimden süzülür, damla damla akar söze gelmeyenler içimden.İşte o an, seni benden yolculadığım andır...
Senden sonrası mı? :) Senden sonrası;
Yagmur sonrasının huzuru, yükünü boşaltmış bulutun hafifliği, yangınlar sonrasında suya kavuşmanın rahatlığı, O'nun varlığının verdiği kuvvet, Güneş ışınlarıyla suyun birleşmesinden oluşan gökkuşağı....

Monday, December 25, 2006

SESSİZ BESTE

Sessiz sedasız basıyorum notalara, gönlüm gitarım.Çaldığım melodinin sesi sadece bende saklı.Mozart'a meydan okuyacak eserler belki bestelediklerim.Sessiz sedasız, içte kalıp dışa yansımayan besteler.Paylaşıma kapalı çoğu zaman, bende saklı, bana has.
Duygulardan; hüzünden, umuttan,sevgiden oluşur benim bestelerim.Her his bir notadır aslında.Ve her duyuş farklıdır her kalpte...
Bestemi sessizliğe mahkum eden ben miyim?Bestem mi beni sessizliğe mahkum etmekte?
Bildiğim tek şey,sessizliğimin daha çok uzun süreceği...

Sunday, December 24, 2006

ZEYNEP VE BEN...



Zeynep ve ben, yani biz :).Birlikte öğreniyoruz herşeyi.Ben hayret edebilme özelliğimi canlandırıyorum tekrar, Zeynep ise hayret ederek ilk kez öğreniyor herşeyi.Nakış nakış işilyor gördüğü herşeyi belleğine ve öğrenme hızı beni şaşırtıyor.
Şimdilik en çok uzun koridordaki emekleme yarışmasını seviyoruz.Yarışın daimi galibi ise tabii ki Zeynep :).Bir de aynı çikolatayı aynı anda yemeyi çook seviyoruz.
Özetle biz birbirimizi çok seviyoruz...
Posted by Picasa

Friday, December 22, 2006

ELLERİM, canlarım benim :)



Sır tutan yanlarım , içimdeki hiçbir acıyı dışa sızdırmayan canlarım.Gülleri gamzelerinde bitenlere inat tüm güllerini parmak köklerinde barındıran pamuk ellerim benim.
Yüzüm arsız yanım, içimin sırrını anında dışa verenim.Yaşadıklarımın izlerini kendinde saklayanım.Yıllar ufak ufak çizgilerle yaşananların haritasını çizmekte sende.Kovsam da ben yaşanan kederi, acıyı, yanıgını benden; sen herbirinden bir iz barındırıyorsun kendinde.
Ellerim gözlerimdeki yağmurlara ilk mudaheleyi yapanlarım.Sevgimi ifade etmemede en sadık yardımcılarım.Sözlerimi somutlaştıranlarım, yazılarımı nakşedenlerim.Mektup arkadaşalrımı kazandıran hamarat yanlarım.Acziyetimi doruk noktada hisettiğim anlarda göklere açılan kanatlarım .Buğlu camlara resim çizmekte kullandığım fırçalarım.Puding yapılan tencerelerin diplerini sıyıran süngerlerim.Ve daha nelerim nelerim...
Giden zamandan arta kalan zamanda :) söz verelim karşılıklı; daha çok baş okşayalım, daha çok sırt sıvazlayalım.Kendi gözyaşlarımızı silmek yerine, akan başka gözlerdeki yaşları silelim.Daha çok çiçek ve gülen yüz çizelim buğulu camlara.Kalemi silah yapmaya devam edelim, savunmalarımızda.Sevgilerimizi daha çok ifade edelim.Dileklerimizi daha çok kanatlandıralım O'na doğru. Başımızın iki yanına daha sık koyalım avuç içlerimizi ve hissedelim O'nu tüm zerrelerimizde...





Sunday, December 17, 2006

YALNIZLIĞIM



Yalnızlığım,
Tüm ıhtişamınla yaşa beraberliğini benimle şimdi
Güneş ışınlarını topladı yanına, deniz dalgalarını çekti kendine.
Ağaçlar börtü böceği aldılar kollarına.
Sokaklar boşaldı, kaldırımlar sahipsiz gene.

Yalnızlığım,
Geçekliği en çok olan SENSİN şimdi bende.
Varlığın varlığıma dolanmakta.
Ne kadar gerçeksin, sadıksın, ayrılmazımsın.
Bende(n) olan(ı)mısın.

Yalnızlığım,
Garipliğimi yüzüme vuranımsın,
En maherm hislerimi açığa çıkaranımsın,
Şovalyeliğimin zırhlarını çıkarıp, ürkekliğimi önüme serenimsin.
Tüm silahlarımı alanımsın...

Yalnızlığım,
İtiraf etmekten kaçındıklarımı gün yüzüne çıkaranımsın,
Küçümsediğim özlemlerimi devleştirenimsin,
Unuttum sandıklarımı capcanlandıranımsın,
Hatırladığımı sandıklarımı unuttuğumu fark ettirenimsin.

Yalnızlığım,
Sessizliğin içindeki sesi işittirenimsin,
Sevmelerimdeki sınırı anımsatanımsın,
Kalbimin aradığını hissettirenimisin,
Varlık gayemi düşündürenimsin.

Yalnızlğım,
Şah damarımdan yakın olanı düşünebildiğim anımsın,
Ve yakınlığını hissedince O'nun,
Gücünü yitirenimsin,
Olduğu yerde olamayanımsın...