Sunday, March 04, 2007

GÖÇ

Tam onyedi bahar geçti ben çiğdem çiçeklerine dokunamayalı.Tam onyedi bahar geçti kır çiçeklerinden uzakta.Ve hiç anlatamadım ki ben içimdeki buruk özlemi.Özlenecek o kadar çok şey oldu ki 89'daki Bulgaristan göçünü yaşayanların hayatında...Anne, baba ve kardeş özlemleri yaşarken diğerleri doruk noktada, çiçeklere olan özlemimi bir kendime mırıldanabildim ben.
Dinginleşmemi sağlayan en özel anlarımdı benim bahar ayları.Anneannemin beni köye davet edişi bir başka olurdu baharda, gelişimi çabuklaştırmak için olsa gerek baharın başında bile menekşeler ve çiğdemler geçmek üzere derdi hep.
Kırk dakikalık köy yolu bitmek bilmezdi, ne çok özlerdim köyü.Şehir hayatına ait olamamıştım bütünüyle ben hiç, ılginçtir köy çocuklarından biri de olamıyordum , ikisinin karışımıydı ben.
Otobüsten indiğimde koşarak giderdim anneanneme, hiç aldırmazdım arkada kalan anneme ve kardeşime, ilk sarılan ben olmalıydım ona.Anneannem, hep aynı özlemle beklerdi, aynı sıcaklıkla. Ve ben o zaman da farkındaydım;NE ÇOK SEVERDİ bu kadın bizi.
Sabah ilk işim dedemin ya da anneannemin peşine takılıp ormana gitmek olurdu, kaybolurdum kır çiçeklerinin arasında.Yaradan en güzel kır çiçeklerini Balkan topraklarına serpiştirmiştir bence.Kocaman buketlerim olurdu kısa sürede, anneannemin evindeki boş kavanozlar sayısız vazolarım olurdu, evin içi mis gibi kokardı.Komşular bilirdi çiçeklere olan düşkünlüğümü, eve dönüş yolunda tebbessümle bakarlardı yüzüme.En mutlu olduğum anlardandı o anlar, ve yaşarken o anları tekrarının olmayacağını hiç aklıma getirmemiştim.
Şimdi kır çiçeklerine olan özlemimi web sayfalarında gideriyorum, arama motorlarına isimlerini bildiklerimi yazıyorum ve dalıyorum ekrandaki resimlere.İsimlerini bilemediklerimle özlemimim ise hafızamın bana sunduğu karelerle gideriyorum.Mart çiçeği vardı bizim köyde(biz öyle derdik ona), çok kişiye tarif etmeye çalıştım bilen çıkmadı, arama motoruna da anlatamadım ki ben derdimi.İnce uzun gövdesi vardı bir de sarı minik çiçekleri, bulgarcası iglika idi.Neyse zaten resmini görseniz de sanırım o sadece bana çok şey ifade edecek.
Çiğdemler de benim özel olan köy çiçeklerimden, resimde gördüğünüz çiçekler bizim köyün ormanında öyle çoktur ki.Çok narindir çiğdem çiçeği, yaprakları çok kolay zedelenir, sıcaklar narin bedenini hemen soldurur.Ve şimdi küresel ısınma varken, nasıl kalmayı başarmıştır dik ve onurlu toprağın üstünde?
Çok güçlü bir kalemim olsa,Bir göçün hikayesini anlatabilsem size.Yer olmayacak ama benim hikayemde göçün siyasi nedenleri, sonuçları ve ekonomiye olan etkilerinden.Hikayemde ne mi olacak ?Göçün öğrettiği özlem ve ayrılık acısı, gidip de dönememek, dönüp de bulamamak neymiş, sadece bunları anlatacak.
Anneannecim, öyle çok özledim ki ben seni :(.

9 comments:

Anonymous said...

Ya bana en çok çocukluğumu orda bırakıp gelmiş olmak koyuyor...
İmrenilecek kadar güzel bir çocukluk yaşadım ben. Ama sanki hayatımdaki bu büyük değişimle kaybettim onu orda.
Gittim ..defalarca hem de ama bulamadım bıraktığım yerde..Sanki kayboldu, öldü sanki..
Hiç bir şey aynı değil ben de öyle..Ama sokaklarda dolaşan ceylanlar bile gitmişti..Önünde top oynadığım bina bile eskimiş, hastalıklı görünüyordu..
sadece anıları bıraktı bu göç bizde..ama çalınan mutluluğun hesabını veren yok...Mahvedilen hayatların hesabı çoktan silinmiş...Kime ödemeli şimdi öldürülen bir çocukluğun bedelini? öldürülen

eysean said...

anne özlenmez mi beee!! :(

aylak adam said...

üzüldüm. gidip de görmemek, döndüğünde bulamamak nedir biliyorum. acıtır çok, acıtır.

gülcan said...

valla ablacım ben de çok özledim

yoshy said...

bn yorum yapamıcam çünkü yaşamam gerek içten bir yorum için

pembedeniz said...

anonymous;ben de hep arar dururum o yılları, hala algılayamıyorum bır anda yılların verdiği yaşanmışlık nasıl çalınır ve çalan onu nereye gizlemiştir, çırpınıp durmak nafile, yok işte açıklaması bunun.Ve ödeyemez hiçkimse yaşadıklarımızın karşılığını.
aylakadam;evet, acıtıyor hem de hiç durmadan hatta bazen öyle çok ki, tahammül sınırlarımı zorluyor ama neyse ki geçici ayrılık bizimkisi...
Gülcanski bir anneannem oldu benim, başka da kimse onun gibi olamadı, özledim, özlüyorum, dilerim kulağına fısıldıyordur birileri ona olan özlemimizi.
yoshy;baban iyi anlatır sana yazının anlatmak istediklerini, sen sadece sor, inan onun da özlediği çook şeyler vardır, tıpkı benim gibi.

pass said...

kayıp hayatlar işte.kaybettirirler zorla adını da kurtuluş koyarlar

ahmet said...

Yazını okurken Doğan CANKU'nun
"Sultan-ı yegah sirto"parçasındaki (duygu)hüznüne kapıldım bir an...
Umarım parçadaki umudun yükseliş grafiği gibi senin umudun da yükselir...

pembedeniz said...

pass;Evet,kayıp hayatlar, geriye hiç gelmeyecek olan.Ve anlatması güç öyle çok şey var ki onlara dair.
ahmet;hepimizin umut grafiği yükelişte olsun hep :).